Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Bu Halk Bu Vatan Bizim

Bu Halk Bu Vatan Bizim
Son Güncellenme : 26 Eki 2014 17:05

Üç Yıldızın Hayali

Adı Semiran’dı. Kürt kızıydı. Evin tek kızıydı. Onun için nazlı, bir dediği iki olmamıştı hiç. Her istediği olmuştu. Yıldızları da almak istiyordu; ama başaramıyordu. Her gece yıldızları tutmaya onlara ulaşmaya çalışırmış…

Adı Tülay’dı. Türk kızıydı. Yoksul bir ailenin kızıydı. Mahallenin sokaklarında oyunlar oynayarak büyümüştü. Arkadaşlarıyla oyun oynamaktan eve hep geç gidermiş. Arkadaşlarıyla hep yıldızlarla konuşma oyunu oynarmış.

Adı Yusuf’tu. Arap halkının çocuğuydu. Çok çalışkan, hareketli ve hayalleri büyük idi. Yaşı küçük; ama aklı büyük idi. Bilime meraklı idi. Bilime merak, başına çok iş açmış, ölümden dönmesine neden olmuştur. Hayallerinden biri yıldızlara ulaşmaktı.

Anadolu topraklarının yetiştirdiği üç çocuktular. Hayallerinin peşinde koşarak büyüdüler. Tanımıyorlardı birbirlerini; ama üçü aynı hayalin peşindeydiler. Yıldızlara ulaşmak… Bu hayaller ile ilkokul, ortaokul ve liseyi bitirdiler. Bu hayaller ile üniversiteyi kazanıp başka başka memleketlere okumaya gittiler.

Bu üç çocuk, aynı semtte büyümelerine rağmen birbirlerini hiç görmemiş, tanımamışlardı. Ayrı ayrı yerleri kazandılar ama küçük yıldızlara ulaşma isteğinden vazgeçmediler. Hep bir arayış içindeydiler.

Yusuf, Diyarbakır’ı kazanıp gittiğinde yıldızını bulmuş gibiydi. İçi kıpır kıpırdı bu yüzden… Bulduğu yıldızın adı Refik’ti. Semiran ve Tülay da üniversiteyi kazanıp gittiler ve her ikisi de yıldızlarına ulaşmış gibiydiler. Yıldızlarının adı Uğur’du. Onların da içi kıpır kıpırdı. Yusuf, Semiran ve Tülay yıldızlara ulaşma hayallerine ulaşıyorlardı. Yıldızları onların yeniden doğmaları oldu. Okudular, soruşturdular, tanıdılar, öğrendiler. Sonrasında sevdiler, bağlandılar ve hesap sorma isteği ile doldular.

Refik, halkı ve vatanı uğruna işkencelerde katledilirken ser verip sır vermemenin yıldızı oldu. Selim, Havva ve Hüseyin ile katledilen Refik, Yusuf’un yıldızıydı. Uğur ise kızılbantlı yıldızı ile Semiran ve Tülay’ın yıldızı oldu. Uğur ve Refik, bu üç çocuğu tanıştıran yıldızlar olmuşlardı. Küçük ailelerinde yaşamadıkları, paylaşımlarla, değerleri paylaşır yaşar oldular. Kendilerini bir anda derya deniz olan bir ailenin içinde buldular. Çünkü Uğur ve Refik onlara yol gösteriyorlardı. Uğur ve Refik’in gücüyle birbirlerine öyle bağlandılar ki birbirlerinden kopmaz oldular.

Bir gün Yusuf, Semiran ve Tülay, kendi evlerine geldi. Damlarının üstünde olan asma ağacının altında oturup saatlerce sohbet ettiler. Sohbetlerinde üçü de gökyüzüne bakıyorlardı. Şimdi gördükleri yıldızlar, onlar için bir rehber, bir rotaydı artık. Hayallerinin nasıl gerçekleştiğini ve artık kendilerinin nasıl birer yıldız olabileceklerini konuşuyorlardı.

Vatan nedir, halk nedir, kimdir, sömürücü sınıflar, savaşlar, zaferler, bedeller… Yıldız olmanın gerekleri… Konuştukça coşuyorlar, sevginin gerçek anlamını hissediyorlardı. Konuştukça Refik görünüyor, gökyüzünde Selim görünüyor ve ışık gibi aydınlatıyordu yüreklerini ve geceyi. Sarıp sarmalıyor üçünü de bu ışık.

Yıldızlara tutunmuş büyük bir huzur ve coşku ile gidiyorlardı. Arkalarına hiç bakmıyorlardı. Çünkü yeni bir dünyanın kapıları açılıyordu kendilerine. Gelecekte kendilerinin de bir yıldız olacağı serüvene koşuyorlardı. Kendileri gibi yüzlerce serüvencinin olduğu kervana katıldılar. Uzun, zorlu ama onurlu bir yola çıkıyordu kervan. Yükü ağırdı kervanın ve halkının sevgisiyle dolu yürekleri taşıyacaktı.

20 Ekim 2000’de devletin F tipi zulmüne karşı başlayan Ölüm Orucuyla kendilerini savunacak, bedenlerinden başka silahı olmayan tutsakların eylemi başlıyordu.

Yusuf, Tülay ve Semiran; adaletli, onurlu, eşit bir dünya için özgür bir vatanı ve özgür bir halkı yaratmak ve en önemlisi hayallerine kavuşmak için çıktıkları yolda tutsak düştüler. Biliyorlardı, bu hayalin bir bedeli vardı. Ve o bedeli ödemek onların payına düşmüştü. Bakıyorlardı kervandaki diğer yıldızlara, her biri yarış halindeydi. Herkes “önce ben” diyordu. “Bir canım var, halkıma feda olsun” diyorlardı. Bedenleri meşaleye dönüyordu, yıkılmıyordu, diri diri yakılıyor, teslim olmuyorlardı… Düşmanı şaşırtan, Anadolu ve dünya tarihine kanla yazılan bu irade neydi? Nasıldı, nereden alıyordu gücünü?

Yusuf, Tülay ve Semiran fiziki olarak görmüyorlardı birbirlerini; ancak yürekleri görüyor, hissediyor, aynı inanç ve gururla çarpıyordu. Onlar birlikte büyümüş, birlikte yola çıkmış, birlikte hayaller kurmuşlardı. Refik, Selim, Uğur… Onlara göz kırpmışlardı, asma ağacının altında oturdukları o gece. “Görüşeceğiz” demişlerdi o gece…

Vakit gelmişti artık yıldızlarına kavuşmaya. Yusuf ve Tülay içeride kuşandıkları alın bandıyla. Semiran ise dışarıda kuşandığı inancıyla bomba olup patladılar F tipi zulmün beyninde.

Üç küçük yıldızdı onlar. Hep yıldız olma hayalleriyle büyüdüler. Onlar asma ağacının altında oturmaya başlayan küçük Yusuflar’ın yıldızı oldular şimdi. Küçük Yusuflar, Tülaylar, Semiranlar, Uğurlar onların ışığında büyüyor, onların hayallerini büyütüyorlar.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.