Örnek Resim

Anasayfa > HABER > Dünyanın En büyük Adalet Sarayı Adaletsizlik Dağıtıyor!

Son Güncellenme : 06 Eki 2014 16:38

Hasan Ferit Gedik’i Katleden Çeteleri Yargılayacak Salon Bulunamadı! 
FAŞİZMİN ADALETİ BUYSA,
ÇETELERİ KORUYAN ADALET
SARAYINI ALT ÜST ETMEK FARZDIR

Hasan Ferit’in katillerinin “salonun küçük olması sebebiyle” üç duruşma boyunca yargılanamadığı, duruşmaların bile yapılamadığı Kartal’daki “ANADOLU ADALET SARAYI” dünyanın en büyük adliye binasıymış! İçinde doğru düzgün duruşma salonu bile bulunmayan; havasız, küçücük, kutu gibi odalarda adalet dağıtıldığı iddia edilen, adliyeden çok AVM’leri andıran devasa ve ürkütücü bir beton yığınıdır “adalet sarayı” dedikleri. Ve bizden bu beton yığınından adalet beklememizi istiyorlar. Hayır! Sizin adaletinizi de o beton yığınlarınızla birlikte yerle bir edeceğiz!
Biz halkın adaletini istiyoruz!
Hasan Ferit Gedik’in devlet destekli çeteler tarafından Gülsuyu’nda öldürülmesine ilişkin davanın üçüncü duruşması 15 Eylül’de görüldü. İlk iki duruşmada olduğu gibi, üçüncü duruşmada da katillerin yargılanmaması için her şeyi yapan mahkeme, duruşma sonunda “güvenlik” gerekçesiyle davanın başka bir ile nakledilmesi için dosyayı Adalet Bakanlığı’na göndererek yargılama yapma niyeti olmadığını bir kez daha gösterdi.

Mahkemenin gerekçesi ne olursa olsun, neyi bahane ederlerse etsinler davayı başka yere naklederek, davayı halkın sahiplenmesinden kaçırıp, ücra yerlerdeki küçük “adalet sarayları”nda, gözden ırak yargılama oyunlarıyla halkın adalet talebinin önüne geçme amaçlarını ortaya koydular.

Mahkemenin ileri sürdüğü “güvenlik” gerekçesinin bir bahane olduğu daha ilk duruşmada yaşananlarla açığa çıkmıştı zaten. Çetecilerin sözde yargılandığı bu davanın ilk duruşmasında mahkeme heyeti Hasan Ferit’in ailesini, yoldaşlarını, avukatlarını salona dahi almadan “güvenlik” gerekçesiyle duruşmayı apar topar bitirdiğinde halkın avukatları mahkemenin bu davayı halkın sahiplenmesinden kaçırmak istediğini ifade ettiler. Bir yandan mahkeme “güvenlik sağlayamayız” diyerek duruşmayı bitirirken, diğer yandan çetecilerin korumalığını üstlenen binlerce polis Hasan Ferit için adalet isteyenlere akreplerle, TOMA’larla saldırmış, Gülsuyu’nu gaza boğmuş hatta adliye içinde avukatlara bile saldırmıştı…

Mahkemenin çetecileri yargılama niyetinin olmadığını, davayı başka bir ile kaçırmak istediklerini biz başından beri biliyor ve söylüyorduk. Sonraki iki duruşmada yaşananlar ve mahkemenin son duruşmada verdiği karar da bunu gösterdi.

İlk duruşmada olduğu gibi ikinci ve üçüncü duruşmada da binlerce polisle, yığınaklar yapılarak dışarda Hasan Ferit’in yoldaşlarının, adliye içindeyse ailesinin ve avukatların önüne barikatlar kurularak polisin asıl olarak çetecilerin koruyucusu olduğu bir kez daha gösterilmiş oldu. Mahkeme heyeti ise avukatların itirazlarına ve daha büyük salonda yapılmasını talep etmelerine rağmen duruşmayı aynı salonda yapmakta ısrar ederek niyetini gösterdi.

İlk iki duruşmada yaşananları, polisin adliye içinde ve dışında terör estirmesini, bundan güç alan çetecilerin duruşma salonunda ailelere ve avukatlara yönelik saldırgan tutumlarını gerekçe gösteren mahkeme heyeti son duruşmada davanın başka bir ile nakledilmesi talebiyle dosyanın Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine karar verdi. Mahkemenin bu kararından önce başsavcılığın davanın nakledilmesi yönünde görüş bildiren bir yazısı da dosyaya girdi.

Başsavcılığın yazısında “…mahkemenizce görülen dava dosyasının niteliği, tarafların sayısal çoğunluğu, taraflar arasındaki husumetin ciddiyeti, adliyemizin tarafların ve olayın meydana geldiği yerin yakınında bulunması ve bugüne kadar iki kez mahkemece duruşma yapılmaya çalışıldığı ancak yargılama işlemlerinin gerçekleştirilemediği gibi taraflar ve yakınları arasında problemler yaşandığı, bu problemlerin devam edebileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde davanın nakli durumunda yargılamanın daha sağlıklı bir ortamda yapılabileceği kanaati oluşmuştur” denilerek hem gerçekler çarpıtılmış hem de gerçek niyet ifade edilmiştir.

Yazıda mahkemenin yargılama yapmak istediği ama yapamadığı, dava başka bir ile nakledilirse daha sağlıklı bir ortamda yapılabileceği söylenmiş. Oysa mahkeme başından beri duruşmayı aynı küçük, havasız salonda yaparak, sonra da bunu gerekçe gösterip duruşmayı erteleyerek sanıkları yargılama niyeti olmadığını zaten göstermiştir.

Başsavcılık, mahkemeye gönderdiği yazıda “…mahkemenizce görülen dava dosyasının niteliği, tarafların sayısal çoğunluğu, taraflar arasındaki husumetin ciddiyeti, adliyemizin tarafların ve olayın meydana geldiği yerin yakınında bulunması …” diyerek davanın sürgün edilmesi için güvenlik gerekçesini ileri sürmüştür. Oysa 1 Mayıslarda ya da Haziran Ayaklanması’nda bütün ülkeyi gaza boğup binlerce insanı Taksim’e sokmamayı “başaran”, bunun için insanlarımızı öldürmeyi göze alan aynı “güvenlik teşkilatı”nın üç beş çete bozuntusunun yargılandığı davanın güvenliğini alamayacağını iddia etmek halkın aklıyla alay etmekten başka bir şey değildir.

Söz konusu yazıda “…adliyemizin tarafların ve olayın meydana geldiği yerin yakınında bulunması…”nı gerekçe göstererek gerçek niyetlerini de ifade etmiştir aslında. Niyetleri, başından beri ifade ettiğimiz gibi, davayı uzak bir yere sürgün ederek halkın sahiplenmesinin önüne geçmektir.

Bu politika, davayı sürgün ederek halkın sahiplenmesinden, adalet arayışından kaçırma politikası yeni değildir. Daha önce de birçok işkence, infaz, katliam davası bu şekilde sürgün edilerek kaçırılmaya, işlenen suçların üzeri örtülmeye çalışıldı.

16-17 Nisan katliamı davasını İstanbul’dan Kayseri’ye sürgün ettiler, dava 10 yıl sürdü.

Gazi katliamı davasını güvenlik gerekçesiyle Trabzon’a sürgün ettiler, üstelik burada linçler örgütleyip davayı sahiplenmek, adalet aramak için gelenlerin üzerine gerici-sivil faşistleri saldırttılar.

12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın Mardin’de babasıyla birlikte katledilmesine ilişkin davayı güvenlik gerekçesiyle Eskişehir’e sürgün ederlerken, Haziran Ayaklanması’nda Eskişehir’de katledilen Ali İsmail Korkmaz davasını Kayseri’ye sürgün ettiler. Aslında son örnek her şeyi anlatmaya yetiyor. Mardin’de katledilenin davasını güvenlik gerekçesiyle Eskişehir’e, Eskişehir’de katledilenin davasını Kayseri’ye sürgün ediyorlar… Her şey gayet açık… Güvenlik bahane…

Ama boşuna uğraşıyorlar. Biz faşizmin sürgün kararlarını da mahkemelerinin de neye ve kime hizmet ettiğini de çok iyi biliyoruz… Ve bu mahkemelerden adalet çıkmayacağını da… Ama ne olursa olsun adalet aramaktan, bu mahkemelerden adalet çıkmayacağını, gerçek adaletin halkın elleriyle sağlanacağını göstermekten vazgeçmeyeceğiz.

16-17 Nisan davasında, Gazi davasında, 19 Aralık katliam davalarında, Birtan Altunbaş davasında, Engin Çeber davasında ve daha pek çok davada binlerce kilometre yol gitmeyi, coplanmayı, taşlanmayı, gaz yemeyi, linç edilmeyi, öldürülmeyi… kısaca her türlü bedeli göze alarak nasıl vaz geçmediysek Hasan Ferit için adalet aramaktan da vazgeçmeyeceğiz.

Ne olursa olsun… Davayı Fizan’a da sürseniz adaleti arayacağız ve onu er ya da geç bulacağız! Halkın elleriyle…
*
Döktüğünüz Kanlar Yerde Kalmayacak

22 Mayıs’ta Okmeydanı’nda Berkin Elvan için adalet istemek amacıyla yapılan bir eylem sırasında, cemevi avlusunda bekleyen Uğur Kurt’u gerçek mermi kullanarak katleden katil polis S.K.’nın ifadesi, cinayetten ancak üç ay sonra alındı.

Basında yer alan bilgilere göre polis S.K., ifadesinde, aslında elinde boyalı gaz silahı olan ‘FN’ olduğu halde silahla ateş ettiğini anlattı. Polis S.K., ateş ettiği yönde cemevi olduğunu bilmediğini iddia ederken, kendisine yönelik “Sıkma” şeklinde bir talimat duymadığını savundu.

Polis S.K.’nin ifadesinde bazı çelişkiler de öne çıktı: Sokağa girerken, arkalarında olduğundan söz ettiği zırhlı aracı, ateş ederken görmediğini iddia etti. Polis S.K., ifadesinde ayrıca Kurt’un ölümünden sonra psikolojisinin bozulduğunu da söyledi.

Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Elbette psikolojisi bozulmuştur. Ancak bunun nedeni bir insan öldürmüş olmaktan dolayı duyduğu “vicdan azabı” değildir. Katillerin vicdanı yoktur. Onlar öldürmek için eğitim almıştır. Bunun nedeni halkın adaletinin er ya da geç hesap sormasından duyduğu korkudur. Ve korkmakta haklıdır. Er ya da geç Uğur’un hesabı da sorulacak!

Ugur Kurt’un Katilleri hala elini kolunu sallayarak halkın içinde gezyor. Sanmayın döktüğünüz bu kanlar yerde kalacak.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.