Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Faşizmin Maskesi Olmayın!

Faşizmin Maskesi Olmayın!
Son Güncellenme : 02 Kas 2014 15:57

“MÜZAKERE”, “ÇÖZÜM SÜRECİ” YOK, FAŞİZMİN SALDIRILARI VAR

“ÇÖZÜM SÜRECİ BOZULACAK” DİYE FAŞİZMİN MASKESİ OLMAYIN!

“Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” diye bir halk deyimi vardır. Bugün Kürt küçük burjuva milliyetçilerinin ve kuyrukçularının durumu biraz bunu çağrıştırır niteliktedir. Öyle bir haldedirler ki, çok şey alacaklar ve çok şey yapacaklar havası yayarlarken gerçekte oligarşinin dümen suyunda ilerlemekten başka bir şey yapmamaktadırlar.
Sözde birlikte örgütlenen ve sürdürülen bir “çözüm süreci” vardır. Fakat bu nasıl birlikte örgütlemekse oligarşinin iktidar bekçisi AKP ne diyorsa onun dediği oluyor… Hatta öyle ki AKP sözcüleri, yöneticileri fırça üzerine fırça atıyorlar. Katlediyorlar, sonra da sanki katleden kendileri değilmiş gibi bir de Kürt küçük burjuvalarını suçluyorlar. Onlar ise bin dereden su getirircesine yana döne kendilerinin bir kabahati olmadığını, aslında kendilerinin de provokasyonlara karşı olduklarını vb. anlatıyorlar. Onlar bu halde kendi dertlerini anlatmaya çalışırken ve suçlu suçlu dolanırlarken AKP peşpeşe yeni faşist yasaları sıraya koymakta, yeni katliamlar tezgahlamaktadır.

En Küçük BirHak Kırıntısı İçinSüründürme Manevraları
Oligarşi öyle bir kurnazlık içindedir ki, en küçük bir hak kırıntısı için bile süründürmektedir. Kürt küçük burjuvalarını ne var ki bunda hallolmuştur diye baktıkları ve aslında AKP tarafından da kabul edilmiş olan bir hak kırıntısı için bile adeta yalvartmaya çalışılan bir tavırla karşılaşıyorlar.
İşte son Öcalan’a sekreterya tartışmasında yaşanan tam da budur. Öcalan ile görüşme heyetinin değişmez temsilcisi Sırrı Süreyya Önder CNN Türk televizyonunda katıldığı programda sekreterya meselesini olmuş bitmiş bir mesele olarak anlatırken şunları söylüyor:
“Büyük bir müzakere sürecine girilecek. Bozucu alanlar masaya yatırılacak. Bunlara çözüm seçenekleri üretilecek. Yukarıdan aşağı hiçbir barış önerisinin kalıcı olması mümkün değil. 9 ana başlıkta, güvenlik, eğitim, kadın, hakikatle yüzleşme gibi başlıklar için Pervin Buldan, ben, İdris Baluken olacak. Kadın hareketinden bir arkadaş yer alacak. Ve Hatip Dicle olacak. Sekreterya böyle olacak. Devletle görüşmeleri siyasetle görüşmeleri yapacak bu sekreterya. 5 kişilik sekreterya müzakere heyetinin de bir parçası olacak”
Sekreteryanın ne zaman çalışmaya başlayacağını dair soruya ise Önder, “Önümüzdeki haftadan itibaren devreye girmeli diye düşünüyorum” diyor.
‘Müzakere heyetinde Kandil’den bir temsilci olacak mı?’ sorusu üzerine,
“Şu an konuşulmadı. Ama olmalı” diyor ve sekreteryanın haftada 3-4 gün çalışabileceğini söylüyor.
Önder’in yaptığı bu açıklamaya göre her şey belirlenmiş ve çalışma günleri dahi net olarak görünüyor…
Oysa AKP’nin bu konudaki yaklaşımları hiç de öyle değildir. Arınç ilk açıklamalarında sekreterya diye bir şey yok derken daha sonra bunu olabileceğini ama nasıl olacağının ise Adalet Bakanlığınca belirleneceğini ve hapishanelerin kuralları çerçevesinde bir düzenleme ile sınırlı olacağını söyledi. Arınç’ın ilk söyledikleri aynen şöyledir:
“Orada ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olmuş bir kişi var. Onunla görüşme yönetmeliklerle belirlenmiştir. Bu ihtiyacının karşılanması da bu yönetmelikler çerçevesinde temin edilmesi mümkündür. Sayın Önder’in de Sayın Buldan’ın da başka arkadaşlarımızın da sek-reterya konusunda adeta kendilerini görevlendirilmiş kabul ettiklerini anlıyoruz. Böyle bir şey yok. Onlar giden heyetlerin içinde yer alıyorlar. Bundan sonra yer almayabilirler, devam edebilirler, farklı insanlar adada görüşmelere katılabilir”
Arınç kendi kurallarını bozmadan bazı ihtiyaçların karşılanabileceğini söylerken dahi alttan alta tehdit etmekten geri durmuyor… Sizi de daha önce yaptığımız gibi görüşme heyetinden azlederiz tehditlerini savuruyor.
Dahası Arınç’ın bu alttan alta tehditleri daha sonra daha açık ve net tehditlere de dönüşmüştür.. Açıkça hem heyeti, HDP’yi ve hem de Öcalan’ı tehdit eden boyuta varmıştır… Hatta sekreterya açıklamalarını da tümden geri alan bir açıklama haline gelmiştir.
“Çözüm süreci bizim açımızdan devam ediyor. Bu süreç devam ediyor diye yaşanan şiddet olayları karşısında susmamızı beklemesinler. İmralı ve Kandil’le yakın ilişkileri olanlar milletin acısını görmezden geliyorlar. Aksine hükümeti tedbir almamakla da suçluyorlar. Türkiye’de bu olaylar yaşanmamış gibi sekreterya olacak, bu olacak diyor. Kamu hassasiyetinin bu kadar yüksek olduğu bir dönemde, askerimizin kanı yerde iken, polisimizin kanı yerdeyken sekreterya diyen insanın yüzüne biz bakmayız.”
Oligarşi açısından aslında her şey açık ve net. Bize mahkumsunuz ve bizim dediğimiz gibi hareket etmediğiniz, gerillayı ve Kürt halkını hizaya getirmediğiniz sürece sek-reterya vb. sözlerini unutun diyorlar…
Altı üstü sözde devam eden ve birlikte örgütlenen bir “çözüm süreci”nin daha sağlıklı yürütülebilmesi için Öcalan’ın koşullarının biraz daha iyileştirilmesi… Fakat bunu bile vermek için süründürüyor oligarşi… Karşısındaki gücü kendine öylesine mahkum etmiş ki esip gürlüyor… Bir veriyoruz diyor, sonra olmaz öyle istediğiniz gibi veremeyiz, kurallarımız var diyor. Sonra Kürt halkının öfkesini, tepkilerini görünce bu kez daha da üst perdeye çıkıp susmazsanız, sesinizi çıkarmaya devam ederseniz bunu bile vermeyiz diye tehditler savuruyor.
Hatta tehdidi en üst perdeye çıkartıyor Arınç: “Çözüm sürecine mahkum değiliz. Türkiye’nin geleceği için çok önemsiyoruz. Ama bu sadece bizim için bir şey değil ki, Türkiye için geçerlidir. Örgütün bitirilmesi konusunda örgütün liderinin söylediği şeyler de önemlidir. Biz bu işi bitirmek istiyoruz. Parlamentoda bitecek. Ama çözüm sürecini sadece biz istiyormuşuz gibi ve buna mecburmuşuz gibi, herkes her istediğiyle buna zarar verecekse hayır bu böyle değil. Çözüm süreci başarısızlığa uğrarsa herkes altında kalır adadaki şahıs da dahil. Çok ince ve hassas davranıyoruz. Bizim gösterdiğimiz kadar herkesin hassas davranması gerekiyor. Her önüne geleni söyleyecek biz de çözüm süreci devam edecek diyeceğiz.  Bitiren taraf biz olmayacağız.”
Bundan daha kaba, daha açık bir tehdit olur mu acaba? Bunu söyleyen Arınç’a HDP MYK’sının cevabı yine mızıldanmanın ötesine geçmiyor.
“İmralı’da Sayın Öcalan’ın müzakereleri yürütmesini kolaylaştıracak bir sekreterya kurulması bile krize dönüştürülmekte, görüşmelerin gerçek bir müzakereye dönüştürülmesinin koşulları sürekli ertelenmektedir. Sayın Öcalan’ın ‘Başmüzakereci’ sıfatı tartışmaya açılmaktadır. Hatta Başbakan Yardımcısı Arınç tarafından ‘çözüm sürecine mahkûm değiliz’ denilerek, sürecin hükümet tarafından bitirilebileceği iması yapılmaktadır.”
Evet bir sekreterya meselesini bile krize dönüştürüyorlar, sizi bunun için bile süründürmeye çalışıyorlar. Peki siz ne yapıyorsunuz? Önemli olan orasıdır…
Sanki ortada bir müzakere varmış havası yaratarak kimi kandırmaya çalışıyorsunuz? Ortada bir müzakere de yoktur, müzakereciler de yoktur.

Yaşanan, Müzakere Değil Teslimiyet Sürecidir!
Yaşanan teslimiyet olduğu içindir ki oligarşi pervasızdır… Tarihsel bir gerçektir; teslim olanları, hele de ruhunu teslim etmiş olanları tam olarak süründürmeden, rüsva edip, takati kalmayıncaya kadar, bir daha isyan edecek dinamikleri tükenene kadar bitirmeden teslim almazlar.
Kürdistan’da Kobanê eylemleri nedeniyle katledilen Kürt halkı karşısında doğru dürüst tek bir laf etmeyip yakınmacı bir tavrın ötesine geçmedikleri halde askere karşı yapılan eyleme ilişkin şunları söylemek işte bu ruh halinin yansımasıdır:
“Canımızı yakan, barışa dair endişelerimizi büyüten bir diğer gelişme olmuştur. Asker, polis, gerilla hiçbir gencimizin ölmeyeceği bir barış ikliminin yaratılması için çıktığımız yolun önüne her geçen gün yeni engeller konulmaktadır.”
Engeli koyan Kürt halkı oluyor… 40’tan fazla insanın katledilmesi karşısında söyleyecek doğru dürüst bir lafı olmayıp da tam tersine AKP’nin bu konuda veryansın eden tavırlarını sineye çeken bir zihniyet bunu “çözüm sürecinin selameti” olarak değerlendiriyorsa o ruhunu da egemene teslim etmiş demektir. AKP’liler, devlet “çözüm süreci biterse bitsin” gibi tehditler savurarak, yapacağı her şeyi çözüm süreci denilen ne olduğu bilinmez bir garabetin arkasına gizlemeye çalışıyorsa buna dur demek gerekmez mi? Gerekir, ancak Kürt küçük burjuva hareketi bunun tam tersini yapıyor… Kendini “çözüm süreci”ne mahkum etmiş, kuyruğuna takılan herkesi de buna mahkum etmeye çalışmaktadır.
Onlar bu şekilde bir mahkumiyet içinde iken, AKP ise halka karşı tüm faşist yasalarını bir bir çıkarıyor ve öldürdüğü Kürt halkının cenazelerine saygı göstermek bir yana onların cesetleri üzerine basarak, onların katledilmesini kendine gerekçe yaparak yeni katliamların zeminini hazırlıyor, buna ilişkin yasaları bir bir çıkarıyor.
AKP bir yandan katlederken bir yandan da kendi faşist yasalarını çıkarıyorsa ve yeni katliamların önünü açıyorsa “çözüm süreci” hala devam ediyor diyerek sarfedilen her söz AKP’nin bu faşist yapısına ve uygulamalarına maske olmak anlamına gelir. Bugün Kürt milliyetçi hareketin ve kuyrukçularının içinde bulunduğu durum tam da budur. Açık ve net olarak faşizme maske olunmaktadır.
Kobane eylemlerinde katledilen insanları anmak ve yeni çıkan yasaları protesto etmeyi yaptıkları son açıklamanın içinde lütfen geçiren HDP bu yasaların önüne geçen değil, onu güçlendiren konumdadır. Şu söylediklerine bakın:
“KCK operasyonlarını anımsatan bir siyasal bastırma hamlesi ile karşı karşıyayız. Hükümet, yol açtığı bu ölümlerin sorumluluğundan kaçamaz. Halkımızın 6-8 Ekim’deki meşru demokratik mücadelesi, Kobanê’deki durumu köklü biçimde değiştirmiş, Kobanê’yi dünya kamuoyunun gündemine taşımış ve kentin düşmesine barikat olmuştur. 6-8 Ekim’de yitirdiğimiz insanlarımız için adalet mücadelesini yürütmeye ve estirilen tutuklama terörünün karşısında durmaya devam edeceğiz”
KCK operasyonlarına benzer saldırılar yapılıyor, üstelik bu meşru, demokratik bir hakkın kullanılması karşısında yapılan bir katilamın arkasından yapılıyor. Buna karşı yapılan doğru dürüst tek bir eylem yokken hala daha “bu terörün karşısında durmaktan” söz etmek demagojiden başka bir şey değildir. AKP’nin “çözüm süreci”ni bitiririz tehditleri karşısında, müzakere diye bir şeyin olmadığını ortaya koyan tüm gelişmeler karşısında şunları söylemek teslim olmuş ruh halinden başka bir şey değildir:
“Hükümet müzakere sürecini bitirmeye niyet etse dahi, biz bu süreci sahiplenen ve ilerletmeye çalışan taraf olacağız. Çünkü barış her şeyden önce halklarımızın talebi ve ihtiyacıdır.”
“Çözüm süreci”, “müzakere” dediklerinizin hepsini rafa kaldırmış ve faşist yasaları çıkaran AKP karşısında hala daha bu sözlere sarılmakla kimi kandırmaya çalışıyorsunuz? Halkımız katledilirken onu katledenlerle nasıl bir barış imzalamayı düşünüyorsunuz. Sizi muhatap olarak dahi görmeyenlerle nasıl bir barışı öngörüyorsunuz?
Bugün yaşanan Kürt halkının PKK’ye, HDP’ye rağmen yürüttüğü bir direniştir. 15 Ekim sonrası çatışmasızlık süreci başlatacağız sözünü verenlere rağmen, eylemleri provokasyon olarak değerlendiren HDP’ye rağmen halk eylemler yapmakta, AKP faşizmine karşı tavır almaktadır. Kobanê halkını sahiplenmektedir. Kendisine yönelen katilamlar karşısında misilleme haklarını kullanmaktadır. Bunları yapan, direnme hakkını sonuna kadar savunan Kürt halkının eylemlerini ve direnişini selamlıyoruz…
PKK, Öcalan ve HDP’nin tavrı ise halkın direnme hakkını kullanmasının önünde engel olmaya dönüktür. AKP’nin “çözüm süreci” adı altındaki faşist saldırılarına dayanak olmanın Kürt halkına sağlayacağı hiçbir katkı yoktur. Kürt sorununu çözecek olan da, gerçek anlamda halklara barış sağlayacak olan da direnmek ve savaşmaktır. Emperyalistlere ve onun işbirlikçisi AKP’ye, oligarşiye karşı savaşı büyütmek yerine onunla uzlaşmak, onunla barış hayalleri kurmak halkların direnişini teslim etmek anlamına gelir. Bugün HDP ve PKK’nin yaptığı budur. Oligarşi saldırdıkça onlar halkın direnişini bitirmek için uğraşıyorlar.

Sonuç Olarak;
1- Öcalan’ın iddia ettiği gibi “ilerleyen” “müzakere” aşamasına gelmiş çözüm süreci yoktur.
2- AKP politikalarına hizmet etmeyen her şey AKP tarafından provokasyon olarak nitelendiriliyor ve Kürt milliyetçi hareket AKP politikalarına mahkum ediliyor.
3- Bir taraftan “çözüm sürecinde yeni aşama” denilirken diğer taraftan AKP halkın mücadelesini engellemek için yeni baskı ve terör yasaları çıkartıyor.
4- AKP “çözüm sürecini” faşist terörünü örten maske olarak kullanıyor. Böyle bir süreç yok… Kürt halkımızın en meşru talepleri katliamlarla bastırılmaya devam ediliyor.
5- Kürt milliyetçi hareket “süreç bozulmasın” diye AKP’nin faşist politikalarına ortak oluyor.
6- Gelinen süreç bir kez daha göstermektedir ki; “çözüm süreci” Kürt milliyetçi hareketi tasfiye ve Kürt halkını teslim alma sürecidir.
7- Kürt sorununun çözümü emperyalizmle, oligarşiyle uzlaşmakta değil, devrimdedir. Kürt halkımız kurtuluşu için yüzünü devrimcilere dönmelidir.  Çözüm; emperyalizme ve oligarşiye karşı savaşı büyütmektedir.
Amerika’nın Öncülüğünü Yaptığı,Obama’nın Koordinatörlüğünde IŞİD Karşıtı Koalisyon  Kobane’de Kürt Halkının Kurtuluşunu Sağlayamaz!

Amerika’nın IŞİD üzerinden Ortadoğu politikalarına yeni bir yön vermeye çalıştığı bugünlerde ML ideolojiden uzaklaşan solun sefaletine tanık olmaktayız.
Emperyalizm ile ezilen emekçi dünya halkları arasındaki temel çelişki gözardı edilince sapla saman birbirine karıştırılıyor.
Dünya halklarının baş düşmanı emperyalistler ile aynı kampta yer alınıp emperyalistler dünyaya “kurtarıcı” olarak gösteriliyor. Bu maskeyle emperyalistlerin tüm Ortadoğu’ya saldırısı meşrulaştırılıyor.
IŞİD’e karşı denilerek oluşturulan “Koalisyon”a bakın:
Koalisyon’nun öncüsü ABD… Koordinasyon Başkanı Obama… Obama, IŞİD (Ortadoğu) stratejisini açıkladı ve bu stratejiye göre koalisyon kuruldu.
ABD ve AB emperyalistleri koalisyonun temel güçleri. Türkiye, Mısır, Arabistan, Katar, Kuveyt… gibi işbirlikçi ülkeler koalisyonda ne görev verilirse yapacak uşaklar… Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (KDP), PYD-PKK ve Suriye’de Esad iktidarını yıkmak için kurulan  işbirlikçi Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) çatısı altındaki çok sayıda dinci örgüt var.
ABD ve AB koalisyonun hava gücünü oluşturuyor. Türkiye, Arabistan, Katar gibi ülkeler emperyalistlerin savaş karargahlığını yapıyor.
KDP, PYD-PKK ve ÖSO koalisyonda emperyalist politikalara meşruluk kazandırmak için kullanılan araçlar oluyor.

CIA, Delta Force, Black-Water….
Kimse bunların halkların lehine işler yapan kuruluşlar olduğunu söyleyemez. IŞİD’e karşı Şengal’de, Kobane’de “direnen” güçlerin başında CIA’nın, Delta Force’nin, Black-Water’in olduğu söyleniyor.
Bu kurumlarla aynı cephede yer alanlar durup bulundukları yeri kontrol etmek zorundadırlar…

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.