Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Devrim İçin Devrimci Okul

Devrim İçin Devrimci Okul
Son Güncellenme : 21 Ara 2014 15:41

Ders:Yüreğimizi Bilinçle Donatalım

BİLİNÇLE YÜREGİMİZİ DONATIP SAVAŞIN EN ÖNÜNDE YER ALACAGIZ!

Sevgili Devrimci Okul Okurları Merhaba;

Savaş, politikaların başka araçlarla yürütülmesi olarak açıklanmıştır. Dünya üzerinde tek bir savaş yoktur ki sınıfsal temelleri olmasın. Bu nedenledir ki savaşı yürüten taraflar kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda hareket ederler.

Dünya üzerinde iki cephe arasında sürmektedir bu savaş. Bir tarafta halkı iliklerine kadar sömüren baskı altında tutan, kapitalizmin bir dişlisi haline getirmeye çalışan burjuvazi vardır. Diğer tarafta ise halk vardır. Ezilen, sömürülenler vardır.

Ve savaş bir yandan tank ile top ile silah ile sürdürülürken, diğer yandan ideolojik, siyasal alanda sürdürülmektedir.

Tarih ve bilimin yasaları bu iki tarafın çıkarlarının birbiriyle uzlaşmaz olduğunu, birinin zayıflamasının diğer tarafın gelişmesi anlamını taşıdığını söyler. Ancak yine bu yasalar göstermiştir ki bu savaşımın sonunda kazanacak olan halktır. Ezilen, horlanan, hayvan yerine konan, aç ve açıkta bırakılan, katledilenlerdir. Bu savaşın zaferi sosyalizmin inşaası ile olacaktır.

Bu tarihi savaşta biz Cepheliler de yerimizi almaktayız. Önderimiz Dayı’nın ifade ettiği gibi “Dünyayı Birkez de Türkiye’den Sarsacağız”. Çünkü halkız, haklıyız, kazanacağız. Emperyalizmin ve işbirlikçi oligarşinin korkulu rüyası olacağız.

 

Zırhımız, Kalkanımız, Silahımızla Savaştayız

Burjuvazinin her türlü ideolojik politik saldırılarına karşı beynimize devrimci ideolojiyi miğfer yapıp koruyacağız.

Burjuvazi önce beyinlere saldırır, teslimiyet dayatır. Savaşma dinamiklerini ve umutlarını yok eder. Devrimci hareketimizin 45 yıllık tarihinde 600’e yakın şehidimiz, verilen yüzlerce, binlerce tutsak, yaşanan işkenceler göstermiştir ki öldürmek ile işkence ve tutsaklık ile mücadele bitmemekte, her geçen gün halkın içine nüfus etmektedir. Hiçbir silah, kurşun, bomba, özgürlük, bağımsızlık, insanca yaşam olan sosyalizm düşümüze işlememektedir. O sebepten ötürü her türlü yozluğu, kafa karışıklığını, bilgi kirliliğini, güvensizliği, spekülasyonlar yaymaktadır. Beynimizi berrak tutmak için ideolojimizi, beynimizİ koruyan bir miğfer yapmalıyız.

Her yer bir savaş alanıdır. Gerek düşmanın fiziki saldırıları, gerekse iç düşmanımız olan zaaf ve eksikliklerimizin bizi bıraktığı en güç anlarda, güç alacağımız kaynağımızdır ideolojik netliğimiz. Devrimimizin, zaferimizin garantisidir ideolojik netliğimiz.

Tarihten ve bilimin yasalarından aldığımız gücü sol yumruğumuzla sıkı sıkıya tuttuğumuz bir kalkana dönüştürüp kendimizi, yoldaşımızı ve halkımızı koruyacağız.

Silah düşmana darbe vurmayı sağlayan araçtır. Fakat kalkan, kendin ile birlikte başucunda omuz omuza savaştığın yoldaşını da korur. Yoldaşlarımızla birleştirdiğimiz kalkanlarımız ise uğruna ölümlere gidip geldiğimiz halkımızı korur. Ona gelecek her türlü saldırının önünde barikat oluşturur.

Biz de sınıf savaşımında tarihin ve bilimin muştusunu verdiği zaferimizi ideolojik, politik, ekonomik, askeri tüm saldırılardan koruyacak kalkana dönüştüreceğiz.

En güçlü ve yenilmez silahımız olan sınıf kinimizle emperyalistlere ve işbirlikçi oligarşiye karşı Cepheliler olarak savaş arenasındayız.

 

Donanımsız Asker Yenilir

30 Mart’ta Kızıldere’de feda ruhuyla “Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik” şiarının yükseldiği teslim olmamanın tarihi yazıldı. Kerpiç evin bağrına bastığı 10 devrimcinin karşısında tankı, topu silahıyla bir ordu asker yer alıyordu. Yenilen düşman, kazanan ölü bedenleriyle Mahir Çayan ve 9 yoldaşı oldu.

Vietnam küçük yoksul bir ülke. Karşısında dünyanın jandarmalığına soyunmuş, ekonomisini askerileştirmiş, büyük silah tekeline sahip ABD emperyalizmi. Konserve kutularından ve en ilkel silahlarla kafa tuttukları ABD emperyalizmine binlerce Vietnamlı ölüp teslim olmayarak koca bir tokat atıp, kazandı zaferi.

Küba… Fidel, Che ve 81 devrimcinin öncülüğünde başlatıldı devrim yürüyüşü. İlk saldırıda 12 kişi kaldı. Ancak devrim yürüyüşü sürdürülerek emperyalistlerin yüreğine sokulmuş bir hançer misali durarak zafer kazanıldı.

Bir yandan elindeki son marka silahıyla korkuyla sağa sola ateş açan İsrail askeri, onun karşısında avucunun içinde fırlatmaya hazır tuttuğu taş ile erken büyüyen Filistinli çocuklar.

Yani özetle demek istediğimiz savaşta askeri donanımdan önce bilincini ve yüreğini sınıf kini ile donatmak zorunludur. Askeri güç zafer kazandırmış olsa idi, 2001’de Amerika Afganistan’a, 2002’de Irak’a atılan binlerce bombayla, milyonlarca kurşunla, tankıyla, topuyla, hertürlü askeri donanımıyla halkları teslim alabilirdi.

Emperyalizmi yenilgiye uğratan sınıf bilinciyle donanmış, ezilen, sömürülen vatan toprakları işgal edilen dünya halklarıdır.

 

ABD’nin Korkusu Donanımsız Askerler Degil, Donanımlı Cephelilerdir

Stalin, “dünyadaki bütün her şey içinde en değerlisi ve en belirleyici olanı insandır, kadrolardır. Şunu kavramalıyız ki, iзinde bulunduğumuz koşullarda, her şeyi kadrolar belirler” diye açıklamıştır.

Che ise; “kadro merkezdeki yetkililerden gelen talimatları doğru yorumlayabilecek siyasi gelişim düzeyine yükselmiş, bu emir ve talimatları benimseyen bunları yönelimler olarak kitlelere ileten bir kişi, kitlelerin en derin isteklerini iç dürtülerini gösteren belirtileri algılayabilen bir kimsedir.

Kadro hem ideolojik hem de yönetmek bakımından disiplinli, demokratik merkeziyetçiliği bilen ve uygulayan, çeşitli yönlerinden en iyi biçimde yararlanarak üzerine yeni yöntemlerimizin çelişkilerini fark edebilendir. Ortaklaşa tartışma tek karar ve sorumluluk ilkesini üretim alanına uygulamayı bilir.

Kadro dürüstlüğü, bağlılığı denenmiş, fiziksel ve moral cesaretini, ideolojik gelişimiyle birlikte her zaman her çeşit mücadeleye girmeye, devrim yürüyüşüne gerektiğinde hayatını ortaya koyarak uyum sağlamaya hazır durumda bulunacak biçimde çelikleştirmiştir.

Aynı zamanda kişisel çözümleri yapmaya yeterli biridir. Bu özelliği gerektiği kararları almasını ve disipline ters düşmeyen yaratıcı, insiyatifini kullanmasını sağlar. (Che politik yazılar sf. 123-124)

Bu uzun tanımlarla anlatıldığı gibi kadro aynı zamanda kavgayı, savaşı yürütendir, komutandır. Büyük bir politik bilince sahiptir. Ölme ve öldürme, hesap sorma, adalet, özgürlük, halk ve vatan sevgisiyle donatmıştır bilincini.

İçinde bulunduğumuz ezen ve ezilen savaşında, zaferi de, yenilgiyi de doğacak olan savaş stratejisini, kurallarını hayata geçirecek kadrolardır. Stalin’in dediği gibidir çünkü “her şeyi kadrolar belirler”

Her Cepheli aynı zamanda devrimin, sosyalizmin kadrosudur. Bu bilinçle donatılmış olduğundan ABD’nin korkusu olmuştur Cepheliler. Bu korkudur emperyalizme sayfalarca rapor hazırlatan. Cepheli devrimcilerin başına para ödülleri koydurtan ‘terör’ listelerinin başına yazdırtan.

Çünkü Cepheli kadrolar donanımları, ellerinde tuttukları silah, bellerine sardıkları patlayıcı, hazırladıkları bombalardan önce;

Ne için savaştığını, kim için savaştığını, neden savaştığını, kime karşı savaştığını, nasıl savaştığını bilirler.

Cepheliler; kendi gücünün bilincinde, düşmanı tanıyan sürekli kendinde yeni insanı yaratandır.

Kendisini dünün değil, geleceğin insanı olarak gören, yarını bu günden inşa edenlerdir.

Baş çelişkilerin emperyalizm olduğunu bilerek iç ve dış düşmana karşı uzlaşmaz bir kavgaya girendir.

Cepheliler, bu bilinçle donanımını sağlamış, savaşın en keskin anında dahi bu donanımla her şeyi bir silaha dönüştürmüş, bedel ödemiş ve bedel ödetmişlerdir. Bu donanım 19 Aralık’ta Cephelilere zafer kazandırmıştır. Bu donanım 122’lerimizi 7 yıl, 28 mevsim direniş arenasında tutup zaferi armağan etmiştir.

Emperyalizmi bu nedenle korkutan Alişan Şanlı’nın beline sardığı patlayıcı değil, beyninde, yüreğinde taşıdığı bilinçtir. Cepheli kadroların ideolojik politik donanımlarıdır, Marksist- Leninist devrim anlayışıdır, uzlaşmaz netliğidir.

Aksi takdirde bugün emperyalist ülkelerde de kendilerine karşı çeşitli eylem ve saldırılar yaşanmaktadır. Fakat bunlar emperyalistleri Cepheliler’in eylemleri kadar korkutmamaktadır.

Ya da ülkemiz soluna baktığımızda, ne Kürt milliyetçileri, ne de şuan silahlı mücadeleyi savunan hiçbir örgütlenme emperyalizmin korkulu rüyası olmamaktadır.

İngiltere’de yapılan 21. Yüzyılda NATO ve Güvenlik Gerçek Vizyon başlıklı toplantıda NATO kurmaylarının dile getirdiği bir gerçek vardır: “21. Yüzyıl, ayaklanmalar yüzyılı olacaktır… 21 yy’ın ilk otuz yılını geri ülkelerde ortaya çıkacak ayaklanmalarla geçeceği, ekonomik eşitsizliklerin artmasıyla ayaklanmaların önünün alınmayacağı” tespiti ve işbirlikçileri bu korkularının önünü alabilmek için kendilerince çeşitli önlemler almışlardır. Fakat nafiledir çabaları. Çünkü toplumlar tarihinin yasaları bizden yanadır, er ya da geç bu çürümüş, kokuşmuş düzen yerle bir edilecek sosyalist toplumun temelleri inşa edilecektir.

Bugün kafalar ne yana çevrilse bir savaş nedeni ile karşılaşılmaktadır. Açlık, yoksulluk, işçilerin köle koşullarında çalıştırılmaları, halkın toprağını ekemez, suyunu kullanamaz hale getirilmesi, toprağını ekenin ise ürününü satamaması, her geçen gün yoksullar artarak çoğalırken zenginlerin daha da zenginleşmesi savaş nedenlerini beslemektedir. Daha da sayılacak binlerce neden vardır.

Haziran Ayaklanmasında da görüldü ki halkın düzenle olan çelişkileri oldukça fazladır. Bu çelişkileri derinleştirmeli; halkı örgütlemeliyiz. Yani savaşı halklaştırmalı, halkı savaşa katıp, halkla birlikte savaşmalıyız.

Savaşın bir yanı kendini korumak ise diğer yanı da düşmanı zayıflamak yok etmektir. Devrim yolunda bir engel olmaktan çıkarmaktır. Bu da ancak daha çok örgütlenmekten geçmektedir. Devrimin kadrolarını çoğaltmak, ideolojik politik bilinç ile donatmaktan geçmektedir.

Düşmanın her türlü saldırısını püskürtmek, darbeler vurmak için taarruza geçmektir hedefimiz.

Bunları başarabilmek;

Daha çok okumaktan

Daha çok yenilenmekten

Daha çok araştırmaktan

Daha çok çoşku ve heyecandan

Daha çok düşünmek, kafa yormaktan

Daha çok emekten

Daha çok yorulmaktan

Daha az uyumaktan

Daha çok örgütlenmekten, silahlanmaktan geçiyor.

Evet, silahlanmalıyız… Halkımızı da silahlandırmalıyız. Düşmanımız bugün halka karşı tepeden tırnağa silahlanmıştır. Bütün örgütlülüğünü halka karşı savaşa gören düzenlemektedir.

Binyıllardan beri savaşın kendi yasaları vardır. Savaşın yasalarına uyan kazanır. Savaşı kazanmanın birinci yasası halkı ve meşru olmak ise ikinci kuralı savaşı bir sanat gibi ele almak ve savaşmayı, savaştırmayı öğrenmektir.

Her Cepheli’nin görevi savaşı savaşmayı öğrenmek ve öğretmektir.

Cepheliyi, Cepheli yapan nedenler:

1-M-L eğitimin sürekliliği ve güncel politikalarda öğretilmesi; Cepheli’yi tarihin ve toplumun yasalarından yola çıkarak bugüne ve yarınına öngörüyle baktırtır.

2- Feda Ruhu; Cepheliyi cüretli kılar. Çünkü cüret imkansız denileni başartır.

3- Direnme ve Savaşma Kararlılığı; Cepheli’yi zafere kitler, düşmana olan kinini biler.

4-Halk ve Vatan Sevgisi; Cepheli’ye savaşma nedenlerin her gün hatırlatır. Bağımsızlık ve özgürlük düşünü büyütür.

5- Uzlaşmazlığı; Cephelinin dost düşman ayrımındaki netliğinin göstergesidir.

6- Yoldaş Sevgisi; Cepheli’yi emekçi ve vefalı kılar.

Sevgili okurlar;

Haftaya başka bir konuda görüşmek üzere… Hoşca kalın...

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.