Örnek Resim

Anasayfa > KÜLTÜR - SANAT > Sanatçıyız Biz

Sanatçıyız Biz
Son Güncellenme : 28 Ara 2014 23:06

EMPERYALİZM İÇİN SANAT SÖMÜRÜNÜN PERDESİDİR!

Tekelci burjuvazi, sömürünün tül perdesi olarak sanat faaliyetlerini kullanır. Emperyalistlerin bu türden faaliyetleri, efendilerine özenen işbirlikçileri tarafından da taklit edilir.

Ülkemizde de işbirlikçi burjuvazi sanat vakıfları, müzeleri açarak ya da sponsor olarak halk düşmanı yüzlerine “sanat” makyajı yaparak “güzel” görünmeye çalışıyor.

Ve fakat, tarihsel ve toplumsal çirkinlikleri hiçbir şey gizleyemez. Kozmetik olarak kullanmaya çalıştıkları sanat bile. Çünkü, burjuvazinin sanatı kokuşmuş bir cesetten başka bir şey değildir. Böyle olduğu içindir ki, burjuvazinin sanat alanında yaptıkları çürümüşlüğünün kokusunu çıkartır.

Sabancı Holding müzesinin Jaen Mero adlı “ressam”ın yapıtlarını sergilemesi de bu kapsamdadır. Gazete ve TV’lerde bu sergiden bahsedildi, propagandası yapıldı.

Öncelikle, söylemeliyiz ki, karikatür ya da desen bile sayılamayacak şeylerdir bunlar. Herhangi bir anlatım içermez. Sanatı, hayatı anlamsız göstermenin arasına indirgeyen, metalardır söz konusu olan. Bu yanıyla, sanat eseri diyemeyiz ama ‘Sanat’ piyasasının metası diyebiliriz bunlara. Ki zaten sanat değerinden çok, ticari değerinden bahsediliyor.

Elbette, burjuvaziden başka bir şey de beklenmez. Çünkü, “içeriksiz, biçimsiz sanatı sever” burjuvazi.

Burada sözü devrimci aydınlardan Lunaçarski’ye bırakalım: “Bugünün burjuvazisi sadece içeriksiz, biçimsiz sanatı sever. ( aynı bugünkü gibi)… bunu ( bu içeriksiz biçimsiz sanatı) tüm halk katmanlarına enjekte etmek istemektedir.” ( Hayatın İçindeki Teori-2, syf: 526, Haziran Yayıncılık)

İçeriksiz, biçimsiz sanatın halka empoze edilmesi demek, sanatın asli işlevi olan nesnel gerçekliği estetik olarak işleyip yeniden yaratarak halkı aydınlatma işlevinin yok edilmesi demektir.

Burjuvazi, ne kadar sanat sever ve böylece ne denli “insani” olduğunu göstererek kanlı ve kirli yüzünü gizlemeye çalışır. Bir diğer yandan da, halkı gerçeklerden uzak tutmak için sanatın gözbağı olmasını sağlamaya çalışır.

Öne çıkardığı sanatçılar üzerinden de, diğer sanatçılara “eğer siz de böyle yaparsanız sizi de ihya ederim” mesajı verir. Böylece, sanatçıyı halktan koparmanın tuzağını kurmuş olur.

Ernesto Che Guevara’nın ifadesiyle söylersek: “Tekelci kapitalistler- sadece deneysel yöntemlerle çalışırken bile sanatın etrafına, onu kendi emirlerine uymaya hazır bir araç haline getirecek karmaşık bir ağ örerler. Toplumun üst yapısı, sanatçının eğitimini yapacağı bir sanat tipini saptar. Buna karşı çıkanlara, toplumun mekanizması aracılığıyla başeğdirilir, ancak çok ender yetenekli sanatçılar bildiklerini okurlar. Geri kalanlar, ya utanması kalmamış kiralık adamlar haline getirilir yahut da ezilirler.” ( Sosyalizm ve İnsan Syf: 84- Yar Yayınları )

Bu tuzağa düşmenin, bu kuşatmadan çıkmanın tek bir yolu vardır: Halk İçin Sanat…

Halk için yapılmazsa sanat, gerçeklerden kaçış kaçınılmaz oluyor. Çünkü, burjuvazi öyle istiyor. Bunu özendiriyor ve ödüllendiriyor.

Küçük burjuva sanatçıların içinde bulunduğu durum da budur: Gerçeklerden kaçış…

Bakın, bir sinema eleştirmeni Antalya Film Festivali’nde izlediği filmler için ne diyor:

“Antalya’da beş yarışma filmi gördüm, aynı ortak özellik devam ediyor: Sinemamızda hikayeden kaçış sanat yapmanın birinci özelliğiymiş gibi benimsenmiş.

Duruyorum ve düşünüyorum, Türkiye’de filmler neden özellikle son 20 yıllık dönemde hikayeden kaçıyor? Hikayemiz olmadığı için mi, yoksa her birinin ipe sapa gelmez bir hikayesi olduğu için mi?

Bence hikayeden kaçışın ardında çok derin bir özellik var: GERÇEKLİKTEN KAÇIŞ” ( Zahit Atam 19 Ekim 2014 Birgün)

Burada “hikaye”den kasıt, Yılmaz Güney’in ele aldığı, irdelediği toplumsal konular, bir diğer ifadeyle bireyin bunalımları değil halkın hikayesidir. Eş deyişle, hayat denilen kavgadır.

Hayatın gerçekliğini belirleyen temel, sınıfsal çelişkilerdir. Bütün toplumsal yapıyı, kişilikleri ve insan ilişkilerini belirleyen bu gerçeklerdir.

Ve bu gerçeklikten kaçış yoktur. Sanatçı eğer, halkın hikayesini anlatmıyorsa, burjuvazinin istediği ‘masalı’ anlatıyor demektir. Bunun arası ortası da yoktur.

Bu dayatmayı esip geçmenin tek yolu, halkı için devrimci sanattır. Devrimci sanat, halkın hayat denilen kavgasını anlatan sanattır. Devrimci sanat, halk her şeyin en güzeline layıktır ilkesinden hareketle, estetik yaratıcılıkta sınır tanımayan sanattır.

Devrimci sanat, sanatçıyı özgürleştirdikçe kendisi de özgürlük ateşine dönüşen sanattır. Ki sanatın özgürlüğü, halkın hak ve özgürlük kavgasının öncüsü olmaktan geçer.

Devrimci sanat, hayatın gerçeklerini açığa çıkartarak halkın hayatı sorgulamasına ufuk açan sanattır.

Devrimci sanat, halk düşmanlarına karşı halkın elinde silah olmayı başaran sanattır.

Sanatın içine burjuva ideolojisinin zehiri karışmadığı sürece halkın sanatı ilericidir. Devrimci sanatçı bunu yoğurarak yeri alanı yaratandır. Halkın hikayesini anlatmaya devam edendir.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.