Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Mücadelede yitirdiklerimiz

Mücadelede yitirdiklerimiz
Son Güncellenme : 04 Oca 2015 7:49

Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm Mücadelesinde Yitirdiklerimiz

11 – 17 Ocak

 

“Eve polis getirip yoldaşın yakalanmasına neden olacağıma orada ölürüm”  Birtan Altunbaş

 

Birtan Altunbaş

Birtan Altunbaş, 1967 Tekirdağ Malkara İlçesi Sarıpolat Köyü’nde doğdu. 1987 sonundan itibaren mücadelesini aktif biçimde DEV-GENÇ saflarında sürdürmeye başladı. Devrimci mücadele içinde olgunluğuyla, direngenliğiyle öne çıktı. 9 Ocak 1991’de Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nün çıkışında gözaltına alındı. Ağır işkencelere maruz kaldı. 16 Ocak’ta işkenceden çıkarılıp Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne götürüldü. Orada 16 Ocak 1991 günü şehit düştü.

 

Reyhan Havva İpek , Selim Yeşilova, Hüseyin Deniz, Refik Horoz

12 Ocak günü Diyarbakır’da gözaltına alınan Refik Horoz’la birlikte eve gelen polis içerde bulunan Reyhan, Selim, Hüseyin’le birlikte Refik’i de katlettiler. Hepsi de TÖDEF’li öğrencilerdi.

Reyhan Havva İpek, 1970 Siverek doğumluydu. Kürt (Zaza) milliyetindendi. Dicle Üniversitesi Fizik Bölümü 3. sınıf öğrencisiydi. 93’te mücadeleye katıldı. Mezarı Urfa Siverek ilçesinin bir köyündedir.

Hüseyin Deniz, 1974 Adana Ceyhan doğumlu ve Kürt milliyetindendi. Yoksul bir çiftçi ailesinin çocuğudur. Dicle Üniversitesi Matematik Bölümü 3. sınıf öğrencisiydi. 93 Ekiminde örgütlü ilişkiler içinde yeralmaya başladı. Mezarı Adana Ceyhan Kızıldere köyü mezarlığındadır.

Refik Horoz, 1971 Antakya doğumlu ve Arap milliyetindendi. Dicle Üniversitesi Matematik Bölümü 3. sınıf öğrencisiydi. Bir dönem Diyarbakır’da demokratik alanda yöneticilik yaptı. Mezarı Hatay Yaylıca’dadır.

Selim Yeşilova, Dicle Üniversitesi Biyoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisiydi. Arap milliyetindendi.

 

Mustafa Erol

Halkının antifaşist mücadelesinde saf tutan, devrim umuduyla devrimci hareket içinde yer alan bir devrimciydi. Çeliktepe’de halkın güvenliğini sağlamakla görevliydi. Bu sorumluluğunun bilinciyle hareket ederken 12 Ocak 1980’de gericiler tarafından katledildi.

 

Özlem Türk

Amasya Gümüşhacıköy doğumlu olan Özlem Türk, 27 yaşındaydı. Lise yıllarında devrimci düşüncelerle tanıştı. Özgür Karadeniz ve Samsun Mücadele Gazetesi bürolarında çalıştı. 1995 Şubatı’nda DHKP-C davasından tutuklandı. Ulucanlar Hapishanesi’ndeyken 1996 Ölüm Orucu Direnişi’nde ikinci ekipte yer aldı. 2000’de F tipleri saldırısına karşı Büyük Direniş’te büyük bir ısrar ve kararlılıkla kızıl bandını kuşanarak ölümsüzleşti. Kütahya Hapishanesi 7. Ölüm Orucu Ekibi’ndeydi; 11 Ocak 2003 tarihinde Ankara Numune Hastanesi’nde Mengele artıklarının işkenceleri altında şehit düştü.

 

Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht

Alman devriminin kararlı, cüretli, iki önderiydi Rosa ve Karl. Polonyalı olan Rosa, daha 15 yaşında mücadeleye katıldı. Alman Sosyalist Demokrat Partisi (SPD) içinde devrim ve sosyalizm için dövüştüler. SPD revizyonistleştikçe, onlar Marksizm’in bayrağını yükselttiler. 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı başladığında Sosyalist Demokrat Parti’nin birçok önderi burjuvaziyle aynı safta yer alırken, buna karşı çıkan sadece iki kişi vardı: Rosa ve Karl. 1916’da Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht, Franz Mehring ve Clara Zetkin’in önderliğinde bir grup, Spartaküs Birliği’ni oluşturdular. Spartaküs Birliği, 1918 sonunda ayaklanmaya önderlik ederek, sosyalist devrimi gerçekleştirmeye çalıştı. 15 Ocak 1919’da SPD’li İçişleri Bakanlığı’nın emrindeki polisler Rosa ve Karl’ı bir otelde tutuklayarak orada kurşuna dizdiler.

AnilariMirasimiz-Logo  Anıları Mirasımız

 

Amed’de Dört Genç…

Dört Yoldaş, Dört Kardeş…

Dört TÖDEF’liydi onlar. Selim, Refik, Reyhan ve Hüseyin… 1995’in 12 Ocak’ını 13 Ocak’a bağlayan gece katledildiler. Aslında bu dörtlü ve onların şehadeti halkımızın, devrimimizin, ülkemizin pek çok karakteristik yanına tanıklık ediyorlar adeta…

Onların katledilişi Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki yüzlerce kontrgerilla cinayetinden herhangi biri belki. Ama yine de onların Kürdistan TÖDEF’ten olmaları, sahip oldukları ulusal kimlikler, kişilikleri oldukça çok şey söylüyor bize. Bu katliamda ayrıştırmamız gereken yanlar olduğunu söylüyor:

Amed’deki dört şehit ne söylüyorlar bize? Şehadetleri ne gösteriyor?

Halklarımızın Kardeşliğini Gösteriyorlar Bize: Refik, Maraş Katliamı’nın protestosunda gözaltına alınmış ve mahkemeye çıkarılmıştı. Hakim “Oğlum sen Arapsın, ne işin var Kürtlerin arasında?” diye soruyordu ona… Selim de Arap’tı… Reyhan ise bir Zaza kızı. Hüseyin bir Kürt’tü… Ulusal değerlerine bağlıydılar. Örneğin Selim’in normalde son derece sakin, sessiz bir yapısı vardı, ama Arapça konuştuğunda o sakinliğinden pek eser kalmaz, ateşli bir konuşmacı oluverirdi… Diğerleri de en az onun Arap olduğu kadar Kürt’tü, Zaza’ydı. Ama onlar halkların kardeşliğine, kardeşlikten öte, birlikte savaşması gerektiğine inanıyorlardı. İşte bu yüzdendi ki, halkların kardeşliğine yakılmış bir türküydü onların şehadetleri.

Bazı sekter, çarpık yaklaşımlarla da karşılaşmıyor değillerdi elbette. Refik’e Diyarbakır’da bir Arap olarak mücadele etmeyi “yakıştıramayan” sorgu hakimi gibi, Reyhan’a da bazıları “sen Kürtsün, Kürt halkına ihanet ediyorsun, TÖDEF’lilerle dolaşma” diyorlardı. Ama onlar bu ülke gerçeğini bir ucundan yakalamışlardı. Onun için mücadele içindeydiler. Onun için TÖDEF içindeydiler. Onun için, onların ışığı Parti-Cephe ışığıydı.

Gençliğimizin Fedakarlığını Gösteriyorlar: Reyhan’ın babası bir aşiret reisiydi. Annesi de bir aşiret reisinin kızı. Bu düzen içinde çok rahat yaşayabilecek koşullara sahipti. Ama o aşiret ağalarına karşı yoksul köylüsünün, halkının yanında yer almayı tercih etti… Yani kendi sınıfına karşı halkının yanında… O halkını tercih ederken, mücadelenin saflarına gelirken ailesinin “aşiret” soyundan gelen herhangi bir burnu büyüklüğü de yanında taşımamıştı. Tam tersine halkını tercih ederken, halk olmayı, halkının özellikleriyle donanmayı da başarmış, bu yolda epeyce mesafe katetmişti. Herhangi bir şeye ihtiyaç olduğunda onun ağzından çıkan sözler hep “ben bulurum”, “ben yaparım”, “ben giderim” olmuştur… Refik de düzen içinde aynı olanaklara sahipti… Selim tam tersine, maddi durumu pek de iyi olmayan orta halli bir çiftçi ailesinin çocuğuydu. Fedakardı, okulundan arta kalan zamanda pazarlarda birşeyler satıp okumaya çalışıyordu. Ve onlar tüm bu aynılık ve ayrılıklarına karşı kavgada birlikteydiler: Aslında hepsi düzen içinde istedikleri gibi bir yere sahip olabilirlerdi. Fizik, Matematik, Biyoloji bölümlerinde 3.,4. sınıf öğrencisiydiler…

Ne var ki, onların hayatının “kendini kurtarmaktan” öte amaçları vardı… İşte onlar Amed’de devrimci olmayı, Amed’de demokratik mücadele yürütmeyi böyle bir amacın parçası olarak kavramışlardı. Dicle Üniversitesi’nde boykotlarda hep onların emeği, çabası, fedakarlığı, kahramanlığı vardı.

Kontrgerilla’yı Gösteriyorlar: Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Laz, Gürcü tüm ulus ve milliyetlerden gençliğin örgütlülüğü olan TÖDEF çatısı altında demokratik üniversite mücadelesi yürütüyorlardı. Kaldıkları evde açıkça infaz edilmişlerdi. Ne çatışma vardı, ne birşey. Yalnızca bu olayı hatırlamak bile bugün ortalıkta “temiz siyaset” diye, “hukuk devleti” diye dolaşanların ikiyüzlülüğünü görmek için yeter. İnsanın midesini bulandıran, öfkesini beynine sıçratan bir ikiyüzlülüktür hem de bu.

Tipik bir kontrgerilla katliamında yitirdik onları. Bugün “hukuk devleti” falan diyenlerin hiç biri o gün bu katliam karşısında ses çıkartmamışlardı.

Çıkartmasınlar. Biz “katilleri kontrgerilladır” diye haykırmayı sürdürdük. Bizim haykırışlarımız olmasaydı, kuşkusuz Susurluk da Susurluk olmazdı.

Yıllardır ölen bizdik. Katledilen bizdik. Ölen Refik’ler, Selim’lerdi. Onların yerdeki kanı temizlenmeden, o kanın hesabı sorulmadan hiçbir şey temiz olmayacaktır bu düzende.

Birleşerek Savaşmanın Gereğini, Yani Kazanmanın Yolunu Gösteriyorlar: Onların ilham kaynağı kurtuluşun yıldızıydı. Cephe’nin yıldızıydı. Cephe yıldızı halkları birleşip savaşıp kazanmaya çağırıyordu. Onlar bu çağrıya kulak vermişlerdi. Ne diyordu sorgu yargıcı; “oğlum sen Arapsın Kürtlerin içinde ne işin var?” Bir başkasına aynı şey, sen Türk’sün, Wan’da niye ortalığı karıştırıyorsun diye söylenir. Bir başkasına İstanbul’da bak işte buraya da gelmişsin, bırak artık Kürtlüğü, Kürdistan’ı falan diye ifade edilir… Mesele halklar birbirinden ayrı dursun, mücadeleden uzak dursundur. Bu, elbette ki oligarşinin meselesidir.

Bizim meselemizse, Reyhan, Selim, Hüseyin, Refik gibi yanyana gelmektir. Amed şehitleri işte bu meseleyi çözmüşlerdir. Yanyana kavga etmiş, yanyana şehit düşmüşlerdir. Halklarının gençliğine kurtuluşun ışığını, yolunu göstermişlerdir.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.