Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Biz Varız…

Biz Varız…
Son Güncellenme : 28 Haz 2015 13:25

BİZ VARIZ! ADALET İSTİYORUZ, ALACAĞIZ!

ÖLÜ VEYA DİRİ; BERKİN’İN KATİLLERİNİ ALACAĞIZ!..

İdeolojik, politik öncülüğünü emperyalizmin yaptığı uzlaşma, teslimiyet, tasfiye sürüyor.

Emperyalizm ve işbirlikçileri açlık ve yoksulluğu büyüttükçe buna paralel ideolojik propagandayla beyinleri teslim alıyor, teslim alamadığı beyinlerin veya karşı çıkmaya kalkacak olanların üzerine de zulmünü, yumruğunu indiriyor…

Ülkemiz Türkiye devriminin jeopolitik, stratejik önemiyle, kapitalizmin gelişme düzeyiyle, emperyalizmle girdiği her türlü bağımlılık ilişkileriyle, altyapı ve insan kaynaklarıyla, halklar mozaiği oluşuyla Ortadoğu’dan Balkanlar’a, Asya’ya kadar devrimi doğurabilecek etkiye ve güce sahip olduğunu biliyoruz.

Bu etki ve gücüyle de bölgedeki tüm devrimci hareketlere ve halklara dinamizm kazandırıcı, yönlendirici bir işlevdedir. Bunun içindir ki, emperyalizm, oligarşi ve iktidarı AKP; bilinen, bilinmeyen, yeniledikleri tüm yöntemlerini üzerimizde uyguluyor.

İç güvenlik yasası bu boyutuyla açlığın-yoksulluğun şimdikinin de üstünde boyutlanacağının aslında habercisidir.

Sömürü ve zulme karşı duracak tek güç biz olduğumuz için önce bizden başlamış olsa bile, asıl olarak tüm halkı hedef almaktadır.

Burjuvazinin faşist AKP iktidarı bugün nefes alamıyor, almaya çalışıyor… Çünkü iktidarı sarsılıyor, bugüne kadarki yalan-demagoji ve zulüm üzerine kurdukları iktidarları artık çatlamış her yerinden su sızdırıyor durumda.

Halkın öfkesi, açlığı-yoksulluğu büyüdükçe korkuları da büyüyor. Düşmanla girdiğimiz savaşı kazanmanın birinci koşulu, tarihsel ve siyasal haklılığımızdan aldığımız gücümüzü görmek ve pratiğimizi buna göre şekillendirmektir.

Asıl olan bu tarihsel ve siyasal haklılıktır. Hitler’in on milyonları arkasından sürükleyen ve savaşın gerekliliğine inandıran bir güce ulaştığı, ama bunun da Hitler’i yenilgiden kurtaramadığı görülmüştür. Bizler ise tarihsel ve siyasal olarak ezileni, haklıyı temsil ediyor, gücümüzü tarihten, halktan ve devrime olan inancımızdan alıyoruz.

Tarihsel ve siyasal haklılığımız bizim zaferimizin asıl olarak ilanıdır. Biz de bugün kendi gücümüze güvenmek zorundayız. Dünya halklarının bugüne kadar ekmek, adalet ve özgürlük için akıttığı tüm kan bizim kanımızdır, bizim canımızdır.

Dünya halklarının bugüne kadar ki tüm deneyimleri, bizim deneyimlerimiz, derslerimizdir.

İşte biz bu kadar çok, işte biz bu kadar değerli, işte biz bu kadar kalabalık, işte biz bu kadar sonsuz bir deneyime, işte biz bu kadar büyük bir tarihe sahibiz.

Canla, kanla… işkence, tutsaklık, şehitlikle… kadın, erkek… genç yaşlı, çocuk emekleriyle var olmuşuzdur…

Ve bu halk varoldukça, varolacak olan tek güç ise BİZİZ.

O zaman kendi gücümüze, tarihsel ve siyasal haklılığımıza güveneceğiz.

Düşmanın; emperyalizm ve faşizmin tüm politikalarına karşı politika geliştireceğiz.

Savunmada olmayacak, sürekli saldırı halinde olacağız.

Bugünkü süreçte de; ülkemizde ve dünyada emperyalist saldırganlığa karşı BİR TEK BİZ VARIZ.

BU YALNIZLIK, ELBETTE BİR YANI GÜÇSÜZLÜK OLARAK YANSIR. AMA BİZ, ASIL BELİRLEYİCİ OLAN BİZİ DÜNYADA TEK KILAN, YENİLMEZ KILAN GÜCÜMÜZÜ GÖRMEK ZORUNDAYIZ.

Bugün anti-emperyalist cepheyi oluşturmamız önemlidir ve tüm kadrolarımız bunun bilincinde olmalıdır. Bu ideolojik gücümüzün bir sonucudur. Bu iddianın sonucudur.

Yani sadece ülkemizde değil, emperyalizm tüm dünyada bize savaş açmışken, biz kendimizi savunmak bir yana emperyalist politikaları teşhir ediyor onlara saldırıyoruz… Mahkum ediyoruz…

İdeolojik olarak sağlamlığımız nerede, ne zaman olursa olsun kendini gösteriyor. Örneğin, Avrupa’da tek başına Şadi tüm emperyalizme kafa tutup, direnip kazanabiliyor.

Bunlar ne kadar küçük, tekil örnekler gibi görünse de siyasi olarak anlamı büyük ve moral vericidir.

Bize moral vermesi elbetteki emperyalizmin saflarında yarattığımız moral bozukluğudur. Emperyalizmin saflarında yarattığımız gediklerdir.

Bu ciddiyette ele almalı dünyayı ve ülkemizdeki olayları değerlendirirken her politikamızı da buna göre belirlemeliyiz.

SEÇİMİN ÇARE OLMADIĞINI TÜM HALK BİLİYOR!

Bugün halk çaresizdir ve seçimin çare olmadığını bilmekle birlikte bu çaresizlik içerisinde yine de bir yol olarak görmektedir. Bu noktada bugün düşman safları daha netleşmiştir.

Kürt milliyetçiliğine yedeklenen “sol” daha da genişlemiş tüm reformist, oportünistleri içine alan bir bloğa dönüşmüştür.

Kürt milliyetçileri ve onların gölgesi, onlara yedeklenen sol bununla siyasi olarak kendi varlıklarını yok saymışlardır.

Asıl olarak iki cephe oluşmuştur bu saflaşmada… Düzenin çare olduğunu seçimlerle göstermeye çalışan sol ve faşist iktidar ve bunun karşısında; biz…

Biz ve onlar var artık…

***

Hasan Ferit Gedik kampanyamız, Berkin kampanyamız diğer tüm kampanyalarımızla birlikte uzun süredir süren kampanyalardır.

Adalet talebimiz bu süreçte bizim politikalarımızın yükseldiği temel olmuştur.

Berkin’in katillerini istememiz ve bu konuda verdiğimiz mücadele tüm kesimlerde karşılık bulmuş, herkes kendi adalet talebiyle; Berkin için istediğimiz adalet talebini yükseltmiştir.

Berkin için ekmek ve adalet, tüm halk için ekmek ve adalet talebiyle bütünleşmiştir. Haziran Ayaklanması’yla ortaya çıkan potansiyel kendini Berkin’in kampanyasında göstermiştir.

Bu noktada adalet savaşçılarımızın Haziran Ayaklanması şehitleri için, Berkin için yaptığı eylemler kampanyamızı daha nitelikli hale getirirken, politikalarımızı da sıçratmıştır.

Çalışma tarzımızda çıkan tıkanmaları aşmak için moral ve coşku yaratmıştır.

İşte bu tabloda şimdi ne yapacağız… Kampanyalarımızı ileriye taşımalıyız… Güçlendirmek tek başına yetmez, daha nitelikli hale getirmeliyiz. Kitleselleştirmeliyiz, halka yaymalıyız. Bugün bu yüzden yeni bir programla geldik yanınıza..

Adalet talebimizi açlık greviyle yükseltmek istiyoruz. “Berkin’in Katillerini İstiyoruz”, demek istiyoruz açlık grevleriyle…

Bu açlık grevlerini tabi sadece Türkiye bazında da değil, tüm Avrupa’ya halklarımızın olduğu her yere taşımak istiyoruz.

Sadece dışarıda değil, hapishanelerle birlikte, yani tüm büyük ailemizle, katabildiğimiz tüm kesimlerle yapmak istiyoruz. Yani bu noktada bugüne kadar yaptığımız açlık grevlerinin daha kapsamlısını, daha yaygın olanını yapmak istiyoruz.

Biz ölüyoruz… Berkin öldü… Haziran Ayaklanması’nda 14 insanın gözü kör oldu, onlarca sakat var… 241 çocuk öldürüldü… Kim ne yaptı, kim ne yapıyor?

Mahir on yıllar önce “sol”un gerçeğini nasıl ortaya koymuşsa, bugün çok daha boyutlu bir şekilde “sol” ortada diyeceğiz ama artık “sol” da yoktur…

“50 yıllık Türkiye solu tarihi, reformizmin, dogmatizmin ve kuyrukçuluğun tarihidir. Burjuvazinin icazet sınırlarını aşmayan parlamentarizmin ve milliyetçiliğin tarihidir. Kendi öz gücüne güvenmeyen, şablonculuktan öteye gidemeyen sol, bu 50 yıl süresince, değil Türkiye’nin kendine özgü devrim çizgisini oluşturarak, kendi savunduğu revizyonist-reformist görüşleri bile uygulayamamıştır. Geleneksel solun kaderi sürekli küçük burjuvazisinin peşine takılmak ve yine bu güçlerden darbeler yemek olmuştur.”

Bu tabloda her şey ortadadır, bizim dışımızda kimse bir şey yapmıyor ve kimse bir şey de yapmayacak.

Ne yaparsak biz yapacağız. Öle öldüre yapacağız… Ama biz yapacağız.

İşte bu noktada tek olmaktan çıkarmalıyız eylemlerimizi… Halkın her kesimini de katabilmeliyiz… Birleştirmeliyiz halkın tüm kesimini ortak talepler için…

Görüyorsunuz, sanatçıların “Katilim nerede?” deyişine bile bu düzenin tahammülü yoktur. Bunu biliyoruz ama sanatçıların yani bir ülkenin aydınının durumu şudur ki bunu bile meşrulukla savunacak güçleri yoktur…

Örgütsüzlük korkuyu büyütmüş, dayanışmayı öldürmüştür.

Onlara bu noktada göstermeliyiz…

“Tek insan nedir ki?”…

Örgütsüzsen eğer hiçbir gücün yoktur. Devlet örgütlü değil mi? Yasası var, polisi-askeri var, hamisi Amerika var… Biz de örgütlü olmak zorundayız. Dayanışmamızı yok etmek için meşruluğumuzu yok etmek ve adalet arayışımızı engellemek için saldırıyor düşman. Bu baskılara ve saldırılara karşı mücadele etmeliyiz.

“Yayım kötü olmasına kötü /Ama daha iyisi yok bizde / Yayı fırlat! / Yumruğunla savaş / Savaş elinde ne varsa / Yeter ki durma”

Savaşmak ve bugün savaşmakla birlikte, savaşı büyütmek, halklaştırmak zorundayız…

Bu yüzden durmayacağız…

Hep halka gidecek…

hep bir adım daha atacağız…

böyle böyle öreceğiz zaferi…

böyle böyle yaklaşacağız zafere…

Neyimiz varsa savaşa sunacağız… DURMAYACAĞIZ… DURARAK ÖLMEKTENSE SAVAŞARAK ÖLECEĞİZ! Tersi savaş kaçkınlığının yolunu açar. Teslimiyeti, uzlaşmacılığı nesnel zorunluluk diye meşrulaştırmaya çalışır.

Bugün açlık greviyle bedenimizi savaşma çağrısı için, halkın tüm kesimini birleştirme çağrısı olarak kullanacağız.

Direnişe katılmak isteyen çocuklar silah bulamazsak bizi almazlar diyorlar. İmkanlarını zorlayarak silah bulmaya çalışıyorlar.

Berkin de kendisinden önce faşizme karşı savaşan tüm çocuklar gibi savaşa katıldı. Sapanıyla … direnişiyle… fedakarlığıyla.. Şimdi biz onun direnişini tüm halka yaymalıyız…

Katilleri için ceza istemek Berkin’in direnişini tüm halka yaymaktır. Bugün ülkemizde en meşru talep adalet istemektir.

Biz direnişte sınır tanımayanlarız. Aynı zamanda direniş çizgisinde halkın tüm kesimlerini birleştirmekte de sınır tanımayız. Çünkü devrim istiyoruz… İktidarı istiyoruz…

Adalet istemek meşrudur. Adalet için direnmek, geleceğimizi kurmaktır.

Bizi katledebilirler ama tarihsel ve siyasal olarak haksız olanlar, halka düşman olanlar er geç yenilecektir. Yendik dedikleri noktada bile yenileceklerdir.

BİZ KAZANACAĞIZ!

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.