Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Bu tokalaşma devrimcilere saldırının ödülüdür

Bu tokalaşma devrimcilere saldırının ödülüdür
Son Güncellenme : 28 Haz 2015 13:56

Kan emici TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes seçimlerden sonra HDP Eşbaşkanı ‘komünist’ Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etti!

Kimin Atına Binersen Onun Kılıcını Sallarsın!

Oligarşinin Parlamentosuna Girenler İşbirlikçi Tekellerin  Hizmetçisi Olur!

Bu Tokalaşma, Bu Gülücükler Devrimcilere Saldırının Ödülüdür!

 

Bu resim, sol adına ibretlik bir toblodur. “Sol”un tarihinde bir ilktir. Ve utanç tablosudur. Kürt milliyetçileri, reformizm, oportünizm solun tarihine bu utanç verici tabloyu kazandırmıştır…

Hayır, biz bunu SOL adına kabul etmiyoruz; bu tablo SOL’un değil, uzlaşmacılığın, işbirlikçiliğin, teslimiyetin, düzene dönüşün tablosudur! Tasfiyeciliğin tablosudur…

Kürt milliyetçilerinde, reformizmde-oportünizmde dost düşman kavramı yer değiştirmiştir.

İçinde sol değerlerin kırıntısı kalanlar bu tabloyu görmeli ve söyleyecek sözü olmalıdır.

Seçim meydanlarında “emeğin iktidarını kuracağız” demişlerdi.

Kiminle kuracaksınız emeğin iktidarını? Sıktığınız o ellerden kan halkların kanı damlıyor.

Eskişehir’de iki devrimci kamu emekçisi adalet istedikler için işten atıldılar ve haftalardır işlerine geri dönmek için direniyorlar. Emeğin iktidarını kuracağız diyenler direnen iki devrimci memurun semtinden bile geçmiyorlar.

Fakat ilk randevularını elinden kan damlayan katil TÜSİAD’ın, MÜSİAD’ın, TOBB’un başkanlarına verdiler.

 

Halk Cephesi ile İlişki Kesenlerin, İlişki Kuracağı Kesimler

TÜSİAD’lar,  MÜSİAD’lar, TOBB’lar Olur!

Bu gidiş bizim açımızdan sürpriz değildir.

Kürt milliyetçi hareketin 1 Ocak 2006 yılında Yunanistan’ın Lavrion’da başlayan saldırıları sistemli bir şekilde sürmüştür.

Lavrion saldırısının başladığı yıllar Kürt milliyetçi hareketin AKP iktidarı ile uzlaşmaya çalıştığı, Kürt sorununun çözümünü AB uyum yasaları çerçevesinde emperyalistlere havale ettiği dönemdir.

Aynı dönem emperyalizm ve işbirlikçi oligarşinin Türkiye’den devrim umudunu yok etmek için F tipi tecrit saldırısına karşı devrimcilerin ölümüne direnişi sürdürdüğü yıllardır.

Yunanistan’ın Lavrion’da ve İstanbul Gazi Mahallesi’nde Kürt milliyetçi hareket devrimcilere saldırırken Taksim Meydanı’nda Halk Kurtuluş Savaşçısı Sergül Albayrak emperyalizmin ve oligarşinin teslim alma politikalarına karşı bedenini alev topuna çevirmişti.

Devrimciler emperyalizme ve oligarşiye karşı 122 şehit vererek kıyasıya bir çatışmanın içindeyken bir taraftan da Kürt milliyetçilerinin saldırıları sürdü.

Gülsuyu’ndan, 1 Mayıs Mahallesi’ne, Sarıgazi’den Okmeydanı’na, Çayan’a, Gazi’ye, Alibeyköy’e defalarca kez derneklerimiz basıldı, camları kırıldı, molotofla ateşe verildi, mutfak tüpü açılıp dernek binası patlatılmak istendi…

Kürt milliyetçi hareket devrimci harekete yönelik bütün bu saldırıları sürürdürürken AKP iktidarı ile kol kola oldular. “17 bin faili meçhulü, Diyarbakır Hapishanesi’nde gördükleri işkenceleri, toplu mezarları unutmaya hazır olduklarını” söylediler…

Ancak oligarşiye bunlar yetmiyor du; Kürt milliyetçi hareket rüştünü ispatlamak için kesintisiz bize saldırdı… Çünkü emperyalizme ve oligarşiye karşı direnen tek biz vardık. Bize saldırınca oligarşiye yaranacaklarını düşündüler.

İşte bu fotograf Kürt milliyetçi hareketin devrimcilere neden saldırdığını açık seçik anlatıyor.

Resimde gördüğümüz HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, HDP içinde ESP (Ezilenlerin Sosyalist Partisi) adına bulunmaktadır. ESP ise kendini Marksist, Leninist, Komünist bir parti olarak isimlendirir. ESP anlayışı başından beri Kürt milliyetçilerinin Cephe’ye saldırılarına üstü örtülü destek vermiştir.

En son 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde Çayan Mahallesi’ndeki Kürt milliyetçilerinin saldırısında açıkça yer almıştır. Yer almanın da ötesinde provokatör, kışkırtıcı bir tavır izlemiştir. Yalanlarla, iftiralarla Cephe’ye yönelik saldırılarını sürdürmüştür. Düşmanın bile yapmadığı şekilde kurumlarımız yakılmış, insanlarımıza kurşunlar sıkılmıştır.

Bütün bunların SOL İÇİ ÇATIŞMA olmadığını söyledik…

Bu saldırılar DÜZENE DÖNENLERİN DOĞAL REFLEKSİDİR!

DÜZENE DÖNENLER DEVRİMCİLERE DÜŞMANLAŞIRLAR…

BU İKİ KERE İKİNİN DÖRT ETTİĞİ KADAR KESİNDİR…

Cephe düşmanla kıyasıya çatışırken Cephe’ye saldırmasalardı, Cephe ile ilişkilerini kesmeselerdi Marksist Leninist Komünist Figen Yüksekdağ TÜSİAD Başkanı ile, MÜSİAD Başkanı ile bu pozları veremezdi.

SIKTIĞINIZ O ELLERDE İŞ CİNAYETLERİNDE HER GÜN KATLEDİLEN 4 İŞÇİNİN KANI VAR!

Marx, “Sermaye kan, ter ve gözyaşından oluşur” diyor.

Ünlü Fransız romancı Honore de Balzac, “Her büyük servetin altında mutlaka bir suç yatar” diyor.

Sıktığınız o eller, Marx’ın söylediği gibi kan, ter ve gözyaşından oluşan sermayenin eldir.

Sıktığınız o eller halk düşmanlarının elidir. Kan damlıyor o ellerden, halkın, emekçilerin kanı… Kürt halkının, Türk halkının, halklarımızın kanı var… Her gün iş cinayetlerinde katlettikleri emekçilerin kanı var.

Kiminle kuracaksınız emeğin iktidarını? Emekçilerin kanını akıtanlarla mı?

KANLI ELLERİ SIKANLARIN ELLERİNE DE KAN BULAŞIR

Kanlı elleri sıkıyorsanız eğer, ellerinizin de kana bulaşmasından kurtulamazsınız.

Halkımızın bir sözü vardır; “kimin atına binersen onun kılıcını sallarsın”

Girdiğiniz o parlamento da oligarşinin parlamentosudur. Oligarşinin parlamentosunda oligarşinin çıkarlarını korumak zorundasınız.

Gerçi HDP Eşbaşkanları seçim meydanlarında her ne kadar “emeğin iktidarı” deseler de asıl olarak “sermayeyi” de unutmamışlardı.

Eşbaşkan Selahattin Demirtaş “korumamız gereken sadece işçi değil, işverenin de belli ölçüde korunması gerekiyor” diye belirtmişti.

TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes diğer partilere olduğu gibi “Sorumluluklarınızı bilin. Aranızdaki tüm çelişkileri bir kenara bırakıp uzlaşın ve en kısa zamanda uzun süreli bir hükümeti kurun” diye direktiflerini verdi.

Bu konuda yapılan açıklamalara baktığımızda HDP’nin hepsinden daha “sorumlu” davrandığını görmekteyiz…

Komünist Eşbaşkan Figen Yüksekdağ HDP adına bu “sorumluluğu” şöyle ifade etti: “Süreç bakımından gelebilecek tüm görüşme taleplerine kapılarımız açık… Kimse böyle bir süreçte ‘benim kırmızı Çizgilerim, benim anlayışım, merkezim, çerçevem’ gibi dayatmaya girme hakkı yoktur… TÜRKİYE SİYASETİNDE KRİZ YARATAN DEĞİL, KRİZ ÇÖZEN BİR POZİZYONU ÜSTLENDİK.”

Kimin krizini çözeceksiniz? Kriz düzenin krizidir. Devrimcilerin görevi oligarşinin krizini çözmek değildir. Böyle bir misyonu yoktur devrimcilerin. Tam tersine devrimcilerin temel görevi oligarşinin krizini derinleştirmektir. Oligarşiyle uzlaşanlar, oligarşik düzene yerleşmek isteyenlerin adlarında komünist olması, ezilenlerin, halkın partisi olduğunu söylemeleri bir şey değiştirmiyor; oligarşi adına düşünüp, oligarşi adına çözümler üretiyor. Kimin atına binersen onun kılıcını sallarsın… Oligarşinin düzeninden kabul görmek isteyen HDP de kendine böyle bir misyon biçmiş…

Devrimciler ile  İlişki Kesen HDP’liler Oligarşi ile Arasındaki Tüm Çizgileri Kaldırıyor!

“Kırmızı çizgi” burjuvazinin uydurduğu bir kavramdır. İdeolojik kaynağını burjuvaziden alan reformist, oportünist sol da hemen bu kavramın üstüne atladı.

“Kırmızı çizgi”den kastedilen verilecek tavizlerin sınırıdır. Fakat burjuvazinin “kırmızı çizgileri” her zaman çıkarlarına göre belirlendiği için “kırmızı çizgileri” sürekli değişir. Esasında hiçbir kırmızı çizgileri yoktur…

Devrimcilerin “kırmızı çizgileri” değil, ilke ve kuralları vardır. İlke ve kuralları belirleyen sınıflar mücadelesinin kendisidir. Devrimciler ilkelerinden asla taviz vermezler… İlkelerden verilen her ödün, burjuva ideolojisi karşısında devrim mücadelesinden verilen ödündür.

Komünist Eşbaşkan Figen Yüksekdağ gelebilecek tüm görüşme taleplerine kapılarımız açık” diyerek hiçbir ilkelerinin olmadığını söylüyor. Açtıkları kapıdan girecek kişilerin eli kanlı katil MHP’nin olmasının bir önemi yok…

Komünist Eşbaşkan Yüksekdağ için zaten ilkeler diye bir şey yok, daha da ötesi burjuvazinin diliyle, beyniyle konuşup kimsenin “‘Benim kırmızı çizgilerim, benim anlayışım, merkezim, çerçevem’ gibi dayatmaya girme hakkı yoktur…” diyor. Yani burjuva partilerine bile “kımızı çizgilerinizden vazgeçin” diye akıl veriyor.

Düzene gidişte çürümenin sınırı yoktur: Faşist parti MHP bile patron örgütlerinden MÜSİAD’ın görüşme teklifini kabul etmedi…

HDP ise ellerinden işçilerin emekçilerin, tüm Türkiye halklarının kanı damlayan patron örgütlerine kapılarını ardına kadar açtı.

Burjuvaziye düzene döndüklerini ispatlamak için veremeyecekleri ödünün olmadığını gösterdiler.

Türkiye Halklarına  Soruyoruz;

1- TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB gibi örgütler kimdir? Halk Cephesi’nden daha mı devrimcidirler de Halk Cephesi ile ilişki kesip bunlara kucak açmaktadır HDP?

ESP’nin uydurduğu “Mustafa Ceylan’ı Cepheliler vurdu” yalanını gerekçe gösteren HDP’liler Halk Cephesi ile tüm ilişkilerini kestiklerini açıkladılar.

Mustafa Ceylan Cephe ile ilişki kesmenin bahanesidir; Asıl gerekçeyi işte bu iki resim anlatıyor. Cephe ile ilişkisi olan hiçbir devrimci örgüt TÜSİAD, MÜSİAD ve TOBBB başkanlarının kanlı ellerini sıkamaz…

2- MHP kimdir? Yüzlerce devrimcinin, Kürdistan’da binlerce Kürt’ün katledilmesinden sorumlu MHP ile görüşmek için “tüm kırmızı çizgilerini kaldıran” HDP, Halk Cephesi ile ilişkilerini kesmektedir.

HDP bileşenlerinden ESP, ŞEHİT CENAZELERİMİZE bile katılmama kararı almıştır!

3- Emeğin iktidarını kuracağız diye halktan oy isteyenlerin görevi mecliste oligarşinin krizini çözmek mi?

4- Faşist düzenle her konuda uzlaşma içinde olan HDP’liler NEDEN DEVRİMCİLERE SALDIRIYORLAR? ONLARI DEVRİMCİLERE KARŞI BU KADAR SALDIRGANLAŞTIRAN NEDİR?

Sorularımızın cevabı oldukça açıktır; bilinmeyen, sır olan bir şey yok!

Yüzünü Düzene Dönenlerin Sırtı Devrime Dönük Olur.

Sırtını Devrime Dönenler Devrimcilere Düşmanlaşırlar!

Bir Bütün Olarak Düzene Dönenlerin Cephe’ye Saldırması Bundandır! Ancak şunu da belirtelim; Cephe düşmanlığı yapanlar iflah olmaz, düzenin bataklığında yok olur.


 

DÜZENE DÖNENLER ÖNCE DEVRİMCİLERE SALDIRIR!

Çünkü;

1- Devrimcilere saldırmadan düzene dönekliklerini         kanıtlayamazlar

2- Devrimcileri düzene   dönüşün önündeki en büyük engel olarak görürler. Devrimciler var olduğu sürece ihaneti meşrulaştıramazlar.

3- Devrimciler var olduğu sürece inkarcılıklarını,       tasfiyeciliklerini ve teslimiyeti meşrulaştıramazlar. Devrimciler yüzlerine       tutulan aynadır!

4- Düzene dönenler hiçbir zaman düzene döndüklerini açıkça ifade etmezler. Pratikte düzen içi, söylemde en koyu “komünist”tirler!

 

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.