Örnek Resim

Anasayfa > EMEKÇİLERDEN > En Kötü Sendika, Sendikasızlıktan İyi Değildir

En Kötü Sendika, Sendikasızlıktan İyi Değildir
Son Güncellenme : 28 Haz 2015 12:50

En Kötü Şer, Ehven-i Şerdir

En Kötü Sendika, Sendikasızlıktan İyi Değildir

İşçi Meclislerinde Örgütlenelim!

Metal işkolunda son yaşanan işçi direnişleri sendikacılık ve işçi mücadelesi açısında bazı gerçeklerin daha net görülmesini sağlamıştır.

Bu direnişlerin de ortaya çıkarmış olduğu en çıplak gerçek; reformizmin “en kötü sendika bile sendikasızlıktan iyidir” anlayışının yerle bir olmasıdır.

Hayır, en kötü sendika sendikasızlıktan iyi değildir. İçinde direniş olmayan, direnme dinamiği taşımayıp tersine işçi mücadelesini satan bir sendikanın işçilere yararı değil, zararı dokunur. Böyle olduğu içindir ki işçiler hem sendikaya ve hem de patrona karşı direnişe geçmektedirler.

Mayıs ayı ortalarında daha önce Bosch fabrikasında işçilerin toplu sözleşmeyle elde ettikleri hakların aynısının kendilerine de sağlanmasını isteyen işçiler, bağlı bulundukları Türk Metal-İş Sendikası’na rağmen direnişe geçerek haklarını talep ettiler. İşçilerin direnişine karşı çıkan sendika direnişi kırmak için elinden geleni ardına koymadı… En son ikna yöntemleriyle direnişi bitiremeyeceğini gördüğü noktada açık tehditler savurarak direnişi bitirmeye çalıştı.

Ancak tüm tehditlere, işçilere karşı yapılmak istenen saldırılara ve kimi provokasyon çabalarına rağmen; işçilerin direnişi bitmek bir yana, yan sanayi üretimi yapan başka fabrikalara da yayıldı…

Renault direnişinin hemen ardından Tofaş işçileri, daha sonra Eskişehir Fort Otosan işçileri direnişe geçtiler. Hepsinin de talepleri benzerdi ve hepsinin ortak noktası Türk Metal Sendikası’na üye olmalarıydı.

Yine bu direnişlerin ardından bunlardan da güç alarak Ankara’daki Türk Traktör Fabrikası direnişe geçti… Bu fabrikada da Türk Metal Sendikası bulunmaktadır ve patronun 350 işçiyi Sakarya’ya çalışmaya gitmeleri için zorlamasına ve gitmeyen işçileri işten çıkarmasına hiçbir tepki göstermemiştir. Burada da işçiler işten atmalara ve ekonomik taleplerinin karşılanması için direnişe geçtiler.

Direnişlerin giderek yayılması ve güçlenmesi karşısında patronlar sendika üzerinden bir süre tehditlerle vb. sonuç almaya çalıştılar. Bunun yeterli olmadığı noktada, savcılarından valilerine kadar tüm devlet yetkililerinin tehditleri başladı… Yasadışı eylem yaptıkları tehditleri, müdahale edecekleri şeklinde açıklamaların biri diğerini izledi.

Ancak, işçiler tüm tehditlere karşı birlik ve beraberlik içinde kararlılıkla sonuna kadar gidip taleplerini kabul ettirebilmişlerdir. İşçiler bir yandan ücret artışı taleplerini kabul ettirirken diğer yandan ise kendi temsilcilerini kabul ettirmiş ve işten atılma olmayacağı şeklinde bir anlaşmayla direnişi bitirmişlerdir.

Bu süreç, işçilerin sendikanın gerçek yüzünü gördükleri ve işbirlikçi patron sendikasından istifa etmeleri sonucunu getirmiştir.

Ve bu durum sendikaların bugün nasıl bir görev üstlendiklerini de tüm çıplaklığıyla ortaya koyarak; çarpık sendika anlayışına sahip olan oportünizmin, reformizmin teorilerini de yerle bir etmiştir…

Ne olursa olsun ve nasıl olursa olsun sendika anlayışı patron sendikacığına gelişme zemini sunan çarpık bir anlayıştır.

Hayır, bugün ne olursa olsun sendika diye hareket edilemez. Halkımızın bir sözü vardır. EN KÖTÜ ŞER EHVEN-İ ŞERDİR!

Kötünün iyisine mahkum olmak asla iyinin mücadelesini vermemektir. Asla gerçek kurtuluşun yolunu aramamaktır. Yine halkımız ölümü gösterip sıtmaya razı olmak der.

En kötü sendika, sendikasızlıktan iyidir demek de böyledir. İşçilere gerçek kurtuluşun yollarını kapamaktır. Türk-İş gibi, Hak-İş gibi sendikalar aynı mantıkla bizzat devlet tarafından işçileri devrimci bir alternatiften uzak tutmak için örgütlenmiştir.

Asla Unutmayın!

En Kötü Şer Ehven-i Şerdir!

Hiçbir zaman kötünün iyisine mahkum değiliz… İşçileri Türk-İş gibi, Hak-İş gibi devlet sendikalarına mahkum eden, adının başında “devrimci” sıfatı taşıyan DİSK gibi sendikayı CHP’nin arka bahçesi ve patron sendikası haline getiren bu reformist anlayıştır…

İşçilerin kendi meşruluklarıyla hareket etmeleri üzerine kurulu olan bir örgütlenme anlayışı olmadığı sürece, ne yasal olarak kurulmuş olan sendikalar işçilerin haklarını savunabilir, ne de işçiler bu sendikaların gölgesinden çıkarak kendi haklarına sahip çıkabilirler.

Bugün işçilerin kendi meşruluklarına inançlarını geliştiren bir anlayışın hakim kılınması gerekmektedir.

Bunun olmadığı yerde ve işçilerin bu temelde bir örgütlenmeye kavuşmaması durumunda, kendiliğinden gelişen direnişlerin uzun vadeli ve kalıcı sonuçları da olmamaktadır.

Direnişlerin Kazanmasından Sonra Ne Oldu?

Son direnişlerin ardından işçiler taleplerini güçlerini dayatarak kabul ettirmelerine rağmen, patronlar işçilere karşı saldırıdan vazgeçmediler.

Direnişlerin hemen ardından direnişin önderliğini yapanlar olarak görülen bazı işçilerin işten atılması da peşinden geldi… Bunlara karşı Tofaş işçileri tekrar direnişe geçtiklerinde ise bu kez karşılarında Türk Metal değil ama AKP’nin arka bahçesi olan Hak-İş’e bağlı Çelik-İş sendikası vardı. Sözde işçileri korumaya çalışan bu sendika yeni direnişi daha da güçlendirmek yerine uzlaşmacı bir yaklaşımla daha fazla işçinin işten atılmaması adına atılan iki işçiyi sendikada işe alarak direnişi bitirdi. Bu şekliyle işçiler patrona karşı yeni bir direnişi örgütleme ve bunu da kazanma bakış açısından uzaklaşarak işten atılma korkusu içinde hareket etmeye zorlanmışlardır.

Diğer yandan patronun has sendikası durumunda olduğu iyice teşhir olan ve direniş sürecinde işçilerin istifa ettiği Türk Metal sendikası ise işçilere para dağıtarak satın alma çabası içine girmiştir.

Direnişler konusunda işçilerin haklarını savunmayıp, patron sendikacılığı yapmanın özeleştirisini vermek yerine, Türk Metal’in bu süreçten çıkardığı ders ve yapmak istediklerini sendika başkanı Pevrul Kavlak şu şekilde açıklıyor:

“Bu eylemlerin kazananı yok ama kaybedeni çok. Biz üyelerimizi, işveren üretimini, işçi ise iş güvencesini kaybetti. Tüm bunların yanında ülke ihracatı büyük yara aldı.  Türk otomotiv sektöründe hem üretim hem ihracat hem de iç satışın rekorlar kırdığı bir dönemde eylemlerin başlaması ve kısa sürede yayılması düşündürücüdür.”

Bir sendikanın görevi patronlara karşı işçilerin haklarını korumaktır. Patronlardan işçilerin emeğini en iyi şekilde almasını sağlamaktır. Bunun için üretimden gelen gücünü kullanmak ve direnişler örgütlemektir.

Şu sendikaya bakın… Metal işçilerinin direnişi boyunca bu tür sözleri patron sendikası MESS’ten bile duymadık.

Yaptıkları açıklamaya bakın; işçinin değil, patronun haklarını savunuyor…

Patronlar işçilerin haklarını vermediği durumda sendikaya düşen görev o işyerinde grevi örgütlemektir. Diğer işkollarında da dayanışma grevlerini örgütlemektir… Ne diyor Türk Metal Sendikası? Türk otomotiv sektöründe hem üretim hem ihracat hem de iç satışın rekorlar kırdığı bir dönemde eylemlerin başlaması ve kısa sürede yayılması düşündürücüdür.”

İşçilerin çalışma koşulları o kadar kötüleşmiştir ki, sendikaya rağmen direnişe geçiyor ve diğer sektörlere yayılıyor, sendika bunun altında bir “komplo” arıyor…

 

İşçiler, Böyle Bir  Sendikaya Mahkum Değildir!

Bugün İşçilerin Örgütleneceği Tek Yer İşçi Meclisleridir!

Patronun bakış açısıyla bu direnişi ele almak ancak bu kadar olabilir… Ve patron sendikasının çözümü de bu bakış açısına uygun oluyor. Klasik patronların işçileri satın alma yöntemini bu kez sendika hayata geçiriyor. Şöyle diyor Kavlak:

“Türk Metal önemli bir ekonomik yeterliliğe ulaştı. Bundan sonraki süreçte birikimlerini üyelerle paylaşma yoluna gidecek. (…)Genel kurulda alacağımız kararla, iki yıl için üyelerimize ayni yardım olarak ödenmek üzere 100 milyon liralık bir bütçe ayıracağız.”

Mevcut haliyle sendikanın yapacağı bu para dağıtımı üye başına toplamda 625 lira tutuyor…

Yani sendika işçi başına toplamda 625 lira dağıtarak işçileri satın alma yoluna gitmek istiyor.

Oysa bir işçi sendikasının görevi işçilere para dağıtmak değildir. İşçilerin aidatlarından elde ettiği gelirlerle işçilerin haklarını savunmak için çalışmaktır. Direnişler yaratmak ve bu direniş süreçlerinde işçilere yardım etmektir. Patron sendikaları ise işçilere direniş sürecinde yardımı değil, işçiler direnmesin diye yardımı öngörüyorlar.

Sonuç Olarak;

1- En kötü şer ehven-i şerdir. Reformistler, oportünistler yıllardır işçiler içinde var olmak adına “en kötü sendika, sendikasızlıktan iyidir” diyerek işçilerin devrimci meşru örgütlenmelerinin önünde engel olmuştur.

2- Reformizmin bu anlayışı işçilerin devrimci alternatiflere yönelmesinin önünde engel olmuştur.

3-Bugün metal direnişinde işçilerin taleplerinden birinin de üyesi oldukları sendikanın fesh edilmesini istemeleri, reformizmin kötünün iyisine mahkum etme anlayışına da bir baş kaldırıdır.

4- İşçiler asla kötünün iyisine mahkum değildir!

5- İşçi meclisleri tüm işçileri birleştirecek kan emici patronlara ve patron sendikacılarına karşı maddi bir güce dönüştürecek tek meşru örgütlenmedir!

İşçiler;

İşçi meclislerinde örgütlenelim!

6- DİH’li işçiler; bugün işçi meclislerini örgütlemenin her zamankinden daha fazla zemini vardır!

İşçi meclislerini örgütleme görevi devrimci işçilerindir!

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.