Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Seçim Oyunu Bitti, Düzenin Krizi Derinleşiyor! -2

Seçim Oyunu Bitti, Düzenin Krizi Derinleşiyor! -2
Son Güncellenme : 28 Haz 2015 14:01

Seçim Oyunu Bitti, Düzenin Krizi Derinleşiyor

SAVAŞIYORUZ SAVAŞTIRIYORUZ

Faşizm AKP’den İbaret Değil, Oligarşik Düzendir! Bu Düzeni Yıkacağız! -2-

HDP VE ONUN YEDEĞİNDE DÜZENE GİDEN

TÜM SOL-İLERİCİ GÜÇLERE SESLENİYORUZ: DÜZEN İÇİ

HAYALLERLE HALKI ALDATMAYIN! GERÇEKLERE DÖNÜN!

Gerçek; bu devletin oligarşinin devleti olduğu gerçeğidir…

Gerçek; “demokratik devrim” diye 80 milletvekili ile girdiğiniz bu parlamento, oligarşinin parlamentosudur.

Oligarşinin parlamentosunda, halkın sorunları değil, emperyalistlerin ve işbirlikçi tekellerin çıkarları korunur…

Seçimlerin üzerinden iki hafta geçti, halkın adı bile anılmıyor. Halk adına verilen sözlerin hepsi unutuldu… Şimdi tüm politikacılar başka bir “sorumluluğu” hatırladılar: Tekellerin ihtiyacı olan hükümet nasıl kurulacak?

Gerçek TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes’in şu sözlerindedir:

“İş dünyası olarak siyasilerimizin uzlaşma kültürüyle ülkemizin önünü açacak bir hükümeti hızla ortaya koymaları konusunda son derece olumlu beklentilerimiz var, seçimlerden dolayı ertelenen reformların hızlı bir şekilde yapılmasını istiyoruz” diyor.

Gerçek; tekellerin istekleridir…

Seçim öncesinde HDP Eş Başkanları kanal kanal dolaştırılıyordu burjuva medyada… Şimdi “hiçbir kırmızı çizgisi” kalmamasına rağmen bütün partiler koalisyon hesaplarında HDP’ye “kırmızı çizgi” çekiyor. HDP 80 milletvekiliyle kendi meşruiyetini kanıtlamaya çabalıyor.

AKP’nin tek başına iktidar olması engellendi ve HDP ile olan işleri şimdilik bitti, “kuyruk acıları” depreşti oligarşinin; HDP ne kadar “ben tüm acıları unuttum, uzlaşalım, düzen içine yerleşmek istiyorum” dese de oligarşi o kadar çabuk kabul etmiyor. Gerçek; emperyalizm ve faşizm gerçeğidir. Bu gerçeği gözardı ettiğiniz sürece “barış, demokrasi, çözüm…” adına kurduğunuz tüm hayalleriniz faşizmin duvarına çarparak yıkılacaktır.

1- Ülkemiz emperyalizmin yeni sömürgesi bir ülkedir.

2- Emperyalist sömürü; işbirlikçi burjuvazi ve diğer prekapitalist (toprak ağaları, tefeci-tüccarlar) unsurların oluşturduğu oligarşi tarafından gerçekleştirilir. Gülücükler dağıtarak tokalaştığınız oligarşinin temsilcileri vatanımızı ve halklarımızı emperyalizm adına sömüren kan emici halkların katili bir güçtür.

3- Ülkemiz, emperyalistlerle yapılan ekonomik, askeri, siyasi anlaşmalar ile göbeğinden bağımlı hale getirilmiştir.

4- Yeni sömürge ülkemizin ekonomisi, emperyalistlerin ve işbirlikçi tekellerin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiştir.

5- Ekonomik bağımlılığı olmayan bir ülkenin askeri ve siyasi bağımsızlığı da söz konusu olamaz…

6- Bu nedenle yeni sömürge ülkemizin parlamentosu, halkın değil, emperyalist ve işbirlikçi tekellerin çıkarlarını korumak için vardır…

7- Milli ordu, milli polis diye bize yutturulmaya çalışılan ordu ve polis; emperyalizmin çıkarlarını korumak için örgütlenmiş kendi halkına düşman iç savaş ordusudur.

“Sokaklarda nefes alma” hayaliniz daha ilk haftasında polisin TOMA’larına çarptı. Biber gazıyla boğuldu…

“Aramızda çocuklar var. Aramızda elinde taş, yüzünde maske olan kimse yok” demeniz sizi faşizmin zulmünden kurtaramadı. “Akıllı solculuğunuz” faşizmi kandıramadı.

8- Halkımız, emperyalistler ve işbirlikçi tekeller tarafından çifte sömürü altında ezilmektedir.

Bütün Bunların Sonucu Olarak;

1- YENİ SÖMÜRGE ÜLKEMİZDE SÜREKLİ BİR EKONOMİK KRİZ VARDIR: Ekonomi emperyalistlerin çıkarlarına göre şekillendirildiği ve emperyalistler kendi krizlerini de bizim gibi ülkelerin üstüne yıktığı için asla krizlerden kurtulamaz… Sürekli bir ekonomik kriz vardır. Ekonomik kalkınma, halkın açlık ve yoksulluğunun, işsizliğinin giderilmesi vb. bunların hepsi demagojiden ibarettir…

2- YENİ SÖMÜRGE ÜLKEMİZDE SÜREKLİ BİR SİYASAL KRİZ VARDIR: Oligarşiyi oluşturan hakim güçlerden burjuvazi kendi dinamikleriyle değil, baştan emperyalizme bağımlı olarak geliştiği için güçsüzdür. Bu güçsüzlüğü işbirlikçi burjuvaziyi halka karşı diğer prekapitalist unsurlarla oligarşik ittifaka zorlamıştır. Emperyalizmden arta kalan sömürüden daha fazla pay almak isteyen oligarşik güçler, sürekli bir çatışma halindedir ve emekçi halkların karşısında güçsüzdürler. Bu nedenle OLİGARŞİ SÜREKLİ BİR SİYASİ KRİZ İÇİNDEDİR!

3- YENİ SÖMÜRGE ÜLKEMİZDE SÜREKLİ BİR SOSYAL KRİZ VARDIR: Çifte sömürünün halktaki karşılığı açlık, yoksulluk ve sefalettir.

Sonuç; DİSK AR’ın yaptığı araştırmaya göre, 2015 Mart ayı işsizlik oranı resmi işsizlere iş arama umudunu yitirenler de eklenince % 17.5’e çıkmıştır. Yani ülkemizde 6 milyon 568 bin işsiz var… Her işsizin bakmakla yükümlü olduğu üç kişi olduğunu kabul edersek 19 milyon 704 bin kişi açlık sınırının altında yaşamaktadır.

Yaklaşık 20 milyonun aç olduğu 50 milyonun yoksulluk sınırının altında yaşam kavgası verdiği ülkemizde SOSYAL KRİZ ASLA BİTMEZ.

EKONOMİK, SİYASİ, SOSYAL KRİZİN SÜREKLİ OLDUĞU YENİ SÖMÜRGE ÜLKEMİZDE OLİGARŞİ HALKI BASKI, TERÖR, YALAN ve DEMAGOJİ olmadan yönetemez.

Yani oligarşi iktidarını ancak faşist terörle sürdürebilir. Faşizm; ülkenin yönetim biçimidir ve süreklidir…

Dimitrov faşizmi, “Finans kapitalin en gerici, en şoven ve en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğüdür” diye tanımlıyor.

Mahir Çayan’ın tanımıyla yeni sömürge ülkemizdeki adı “sömürge tipi faşizm”dir. Klasik faşizmden ayırt edici özelliği sürekli olmasıdır.

Onun için düzen partilerinin demokratikleşme vb. hiçbir vaatlerine kanmayın. 1950’lerden beri iktidarlar tarafından açılan “demokratikleşme paketleri” ile bırakalım demokratikleşmeyi baskı ve terörün daha da artması bundandır.

Sömürge tipi faşizm AÇIK ve GİZLİ olmak üzere iki biçimde icra edilir…

1- Gizli Faşizm:

Diğer bir deyimle SANDIKSAL DEMOKRASİ yani DEMOKRASİCİLİK OYUNUDUR. Burjuva demokrasisi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.

– Göstermelik bir parlamento vardır.

– 5 yılda bir seçimler yapılır.

– Parlamento halka umut olarak gösterilir.

“Bu düzenden bir şikayetin varsa seçimlerde sandık önüne geldiğinde değiştir… Değiştirmek için politika yap… düzen partilerinin içinde çalış… Bu parti olmadı bir dahaki sefere diğerini dene…” derler.

Demokrasicilik oyununun tek aracı parlamento değildir…

– Sivil toplum kuruluşları…

– Medya ve gelişmiş propaganda araçları…

– Burjuvazinin ideolojik hegemonyası…

– Yalan ve demagoji, din, vatan, millet, bayrak, halkın kültürel değerleri, halkı düzen içinde tutmak için önemli araçlardır.

2- Açık Faşizm:

Demokrasicilik oyununun sürdürülemediği durumda başvurulur. Açık faşizm sürekli değildir, genellikle oligarşi ipin ucunu kaçırdığında başvurur. Ordu yönetime el koyar, ipin ucu tekrar yakalanana kadar parlamento dahil tüm kurumlar feshedilir.. Demokratik kurumlar kapatılır, haklar gasp edilir… Halk terörle sindirilir…

3- Açık ve Gizli Faşizm 12 Eylül İle Birlikte Kurumsallaşmıştır

Oligarşi, 12 Eylül cuntası yönetiminde, tekrar tekrar cuntalara ihtiyaç duymamak için açık faşizmi kurumsallaştırmaya çalıştı. Böylelikle, cuntalara başvurmadan da açık faşizmin yöntem ve baskıları uygulanabilecekti. Böylece hem “demokrasi var” denilebilecek, hem de gerek duyuldukça açık faşizm uygulamalarına başvurulabilecekti. Nitekim, bugün tam da böyle yapılmaktadır.

12 Eylül’ün üzerinden 35 yıl geçmesine rağmen 12 Eylül’ün sürmesi de işte bunun sonucunda mümkün olmaktadır.

Faşizm Gerçeği Silahlı Mücadeleyi Zorunlu Kılar

Türkiye gerçeği budur. Kürt milliyetçi hareket düzenle uzlaşmak için silahlı mücadelenin miadının dolduğunu ilan etti. Tam tersine; faşizm koşulları devrim için silahlı mücadelenin zorunluluğudur.

Faşizm koşullarında haklar ve özgürlükler, suya yazılmış yazı gibidir; bugün var, yarın yoktur. 20 kişilik hapishane koğuşunda 120 tutsak yaşamaya zorlanır… Yeni bir koğuş isteyen tutusaklar bütün halka “ders” olsun diye en vahşi işkencelerle katledilir. Ulucanlar, 19 Aralık katliamları bu ülkede yaşandı.

Faşizmle yönetilen ülkemizde kazanılan hiçbir hakkın kalıcılığı yoktur. Kazanılmış haklarımızı kullanmak için bile bedel ödemeyi göze almak zorundasınız.

Örneğin, grev yapmak anayasal bir haktır ancak iktidarlar tarafından “milli güvenlik” denilerek fiilen gaspedilir.

Konser yapmanın bile keyfi olarak yasaklandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bangır bangır iktidardaki partiler istediği her yeri miting alanına çevirir, ama Grup Yorum’a konser yasaklanır. Evet, burası Türkiye; yani faşizmin iktidar olduğu bir ülkede yaşıyoruz; konser yapmak için bile en büyük bedelleri ödemeyi göze almak zorundasınız.

Bugün faşizmin yasaklarına rağmen yüzbinlerin katıldığı konserleri yapıyorsak, bizim gerçeğimizdir. Mesele ne bir koğuş meselesidir, ne de bir konserdir; mesele faşizme boyun eğmemektir; mesele faşizmi yerle bir edecek devrim için, halkın iktidarı için her türlü bedeli göze alarak savaşmamızdır.

Parlamentoculuk hayalleriyle “rahat nefes alma” hayalleri kuranlar, halkın umutlarını düzene yedekleyenler bu düzende “DEMOKRASİ” “FAŞİZM” olduğunu öğrenecekler.

 

Cepheliler! Halkımız! Biz Devrimciyiz! Biz İktidarı İstiyoruz!

Devrim silahla yapılır, silahla korunur… Dünyada tek başımıza da kalsak silahlı mücadeleyi sürdüreceğiz.

Emperyalizmle ve işbirlikçi iktidarlarla uzlaşarak hiçbir halk kurtulmamıştır, kurtulamaz.

Halklar için kurtuluşun tek yolu silahlı mücadeledir!

Devrim, oligarşinin parlamentosunda yapılamaz.

Seçimler oligarşinin krizine çözüm olmayacak, kriz daha da derinleşecek…

Reformizm, Tayyip Erdoğan başkan olmazsa, AKP’nin iktidardaki gücü sınırlanırsa “rahat nefes alacaklarını” sanıyorlar. Solun durumu bu… Tek sorunları bu düzenin içine yerleşip “rahat nefes” almaktır.

Meydanlardan “emeğin iktidarını kurmak”tan bahsedenlere bakın… Sol adına tarihe geçecek bir utanç tablosudur. TÜSİAD’la, MÜSİAD’la tokalaşmalar, oligarşinin sorunlarına “çözüm” üretmeler…

HDP’in solu bitirme projesi olduğunu sık sık yazıyoruz… Oligarşinin parlamentosunda ‘kriz’ çözmeye soyunmak reformist anlamda da bir solculuğun tartışılacağı noktadır.

 

Devrimcilerin Görevi Oligarşinin Krizine Çözüm Bulmak Değil, Krizi Daha da Derinleştirmektir

Seçim meydanlarından halkın iktidarını kuracağız diyenler, bakın, parlamentoya girdikleri ilk günden itibaren oligarşinin krizine çözüm üretmenin kaygısına düştüler…

 

Biz Oligarşinin Krizini Derinleştireceğiz!

Herkes Silahları Bırakıp Teslim Olsa da Biz Savaşı Büyüteceğiz!

Faşizm AKP’den ibaret değil, faşizm oligarşinin yönetim biçimidir.

AKP’nin iktidardaki gücünün kırılmasıyla demokrasi gelmeyecek, faşist terör bitmeyecektir. Hükümeti kuran koalisyonda hangi partiler olursa olsun faşizm onlar tarafından yürütülecektir.

Oligarşinin yönetememe krizi daha da derinleşecektir. Kurulacak hiçbir koalisyon alternatifi bu gerçeği değiştirmez.

Patron örgütleri direktifini verdi; uzun süreli, partilerin kendi aralarındaki bütün çelişkilerin bir kenara konulduğu, tekeller için hızla gerekli ‘reformları’ yapan bir hükümet istiyor. Ve HDP dahil bütün siyasi partiler buna oldukça teşne durumunda… Ancak ne yaparlarsa yapsınlar kurulacak hükümetlerin ömrü uzun olmayacaktır. Oligarşinin yönetememe krizi daha da derinleşecektir…

Hadi çözün bakalım oligarşinin krizini, nasıl çözeceksiniz?

Haydi hem tekellerin sözcülüğünü yapıp, hem de açlığı yok edin.

Haydi seçim meydanlarından bol keseden dağıttığınız asgari ücreti 1.800 lira yapın.

Haydi 20 milyonu bulan işsizler ordusuna iş bulun… aş bulun… yoksulluğu giderin…

Haydi sömürüye son verin… Kürt sorununu çözün! Alevi halkımızın sorunlarını çözün… Demokrasi sorununu çözün…

Çözemezsiniz… Halkın hiçbir sorununu çözemezsiniz, çünkü o parlamento halkın sorunlarının çözüleceği parlamento değildir. Oligarşinin parlamentosudur. Halkın sorunlarının kaynağı o parlamentodur. Oligarşinin krizi ise yapısaldır; çözemezsiniz; ancak faşist terörle ömrünü uzatırsınız…

HALKIMIZ!

Çözüm devrimde,

Çözüm, oligarşinin parlamentosunda değil, halk meclislerinde…

Çözüm halkın savaşını büyütmekte… Çözüm halkın iktidarında…

 

Faşizmin İktidar Olduğu Ülkemizde Bedel Ödemeyi Göze Almadan Hiçbir Hak Kazanılamaz!

Direnmek zorundayız… Her şey için direnmek zorundayız. En temel, en sıradan haklarımız için bile en büyük bedelleri göze alarak direnmeden hiçbir hakkı kazanamayız…

Bakın Berkin Elvan davasına… Katillerin kim olduğu biliniyor, fakat yargılanmıyor.

Bu düzenin kendi yasalarına uymasını sağlamak için bile ölümüne direnmek gerekiyor…

Hasta tutsak Güler Zere’yi düşünün… Tedavi olabilmek için bütün Halk Cephesi seferber olmak zorunda kaldı… Geceli gündüzlü aylarca direndik…

İstanbul Adliyesi önünde basın açıklaması yapmak bile yasak… Basın açıklaması hakkımızı kullanmak için yüzlerce insanımız yerlerde sürüklendi, gözaltına alındı, tutuklandı, kafamız yarıldı, gözümüz patlatıldı, kolumuz bacağımız kırıldı…

Reformizme, oportünizme sorarsanız bir basın açıklaması için bu kadar bedel ödemeye “kendimizi hırpalatmaya değmez”dir.

Mesele bir basın açıklaması değildir… Faşizmin dayatmalarına, terörüne teslim olmamaktır. Boyun eğmemektir.

Bakın ülkemize; faşizmin saldırıları mı yok? Hayır var… AKP kendinden olmayan herkese pervasızca saldırıyor… Ancak bizim dışımızda hiçkimse direnmiyor.

İşçilerin, memurların kazanılmış hakları adım adım yok ediliyor. Tek bir direniş var mı?

İşçilerden memurlara, mühendislerden avukatlara, öğrencilerden mahallelilere, TAYAD’dan Yürüyüş dergisine… direnen bir biz varız…

Berkin Elvan’a, Haziran şehitlerine adalet istediği için yüzlerce öğrenciye, öğretim görevlisine soruşturma açıldı… Tutuklananlar oldu. Sürgün edilen, işinden atılan öğretim görevlileri oldu.

SADECE KAMU EMEKÇİLERİ CEPHELİ İKİ DEVRİMCİ MEMUR DİRENİYOR!

İki devrimci memur Eskişehir’de direnirken onların üyesi oldukları sendikaları bırakalım direnmeyi, direnişe destek vermeyi; direniş statülerini bozduğu için adeta görmezden geliyor. NEDEN SAHİPLENMİYORSUNUZ DİYE ELEŞTİREN ÜYELERİ HAKKINDA SORUŞTURMA AÇIYOR!

Direnenleri sahiplenmeyip soruşturma açan KESK’in utanç verici bu durumunu da yerle bir edeceğiz…

Bugün KESK yönetimi de -işçilerin patron sendikalarında olduğu gibi- memur mücadelesinin önünde barikata dönüşmüştür.

Sendikaların emekçilerin önüne ördüğü bu uzlaşmacı, icazetçi, teslimiyetçi barikatları yıkmadan kamu emekçilerinin mücadelesi geliştirilemez. KESK bugün kamu emekçilerini düzene yedekleyen bir misyon yüklenmektedir.

KESK, DİSK, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ… bütün olarak sendikalar bitmiştir…

İşte, metal işçilerinin direnişi bunun hayatın içindeki kanıtıdır.

Binlerce işçi patronlarla birlikte üyesi olduğu sendikaya karşı da direndi… Direnişin taleplerinden birisi sendikanın feshedilip işçi temsilciliklerinin muhatap alınması oldu.

Sendikalar yıllardır “işçilerin bilinci geri, eylemlere katılmıyorlar, korkuyorlar, duyarsızlar…” gibi bahanelerle direnişlerin, mücadelenin önünde engel oldular. Şimdi işçiler sırtlarında bir kambur gibi taşıdıkları patron sendikacılığını, sırtından atıyor.

Devrimci İşçi Hareketi olarak onlarca direnişi örgütledik ve tüm direnişlerde zaferler kazandık.

Binlerce üyesi olan konfederasyonlara bakın, örgütledikleri tek bir direniş yoktur…

Görevleri onlara rağmen başlayan direnişlerin altından girip üstünden çıkıp tasfiye etmektir.

 

Biz Savaşıyoruz,  Savaştırıyoruz!

Tekstil işçisi DİH’li Erkan Munar keyfi biçimde işten atılmaya karşı 105 gün direndi ve kazandı.

951 bin eğitim görevlisi, 125 bin Eğitim-Sen üyesi içinden sadece 2 KEC’li memur direniyor…

AKP, yoksul gecekondu mahallelerini, polis ve mafya çeteleri işbirliğinde uyuşturucuyla zehirliyor. Polis terörüne, uyuşturucu çetelerine karşı tek direnen biziz…

Faşizm gerçeği reformizmin, uzlaşmacı teslimiyetçilerin gerçeğine uymuyor.

Ülkemizin sokaklarında demokrasi rüzgarları esmeyecek… Gerek oligarşi içi çatışmalar, gerekse oligarşinin halka savaşı kıran kırana sürecek…

Sınıflar savaşı gerçeği HDP teslimiyetçiliğinin barikatlarını yıkıp geçecek…

Sonuç olarak;

1- Ülkemiz, emperyalizmin gizli işgali altında, faşizmle yönetilen, devrime gebe bir ülkedir.

2- Ekonomik, siyasi, sosyal sürekli bir milli kriz vardır. Çelişkilerin yoğun yaşandığı bir ülkedeyiz.

3- Sürekli faşizm koşulları, silahlı mücadelenin objektif şartlarını oluşturur.

4- Demokrasi sorunu, devrim sorunudur. Demokratik mücadele devrim mücadelesinin parçasıdır.

5- En küçük haklar için en büyük bedelleri göze almadan, en küçük hak kırıntısını dahi kazanmak mümkün değildir…

6- Parlamenterizm, halkların mücadelesinin önüne kurulmuş bir tuzaktır, bataktır.

7- Halkımız; sizleri sahte umutlarla düzene değil, devrim için savaşa, savaşı büyütmeye çağırıyoruz.

BİRLEŞELİM, SAVAŞALIM KAZANALIM…

BİTTİ

*

 

KCK Eş Başkanlığı: “Türkiye’nin yeni çağı yaşanmaktadır. Hatta bu Türkiye gerçeği başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünya için de bir çağı kapatıp başka bir çağı açma gibi bir gerçekliği ifade edecektir”

– PKK Merkez Komite Üyesi Muzaffer Ayata, ‘bu sonuçlar demokratik devrim demek   ve bundan sonra demokrasinin daha da gelişeceğini söylemek yanlış olmaz’

HDP Eş Genel Başkanı

Figen Yüksekdağ: “Süreç bakımından gelebilecek tüm görüşme taleplerine kapılarımız açık… Kimse böyle bir süreçte ‘Benim kırmızı çizgilerim, benim anlayışım, merkezim, çerçevem’ gibi dayatmaya girme hakkı yoktur…

TÜRKİYE SİYASETİNDE KRİZ YARATAN DEĞİL, KRİZ ÇÖZEN BİR POZİSYONU ÜSTLENDİK”

-ÖDP: “AKP düzeniyle gerçek bir hesaplaşmanın yolunu açacak devrimci kurucu bir seçeneği yaratma mücadelesini bir adım daha ileri taşımalıyız.”

– Halkevleri: “Diktatörlük kaybetti! AKP Kaybetti! Tayyip Erdoğan Kaybetti! Sol Kazandı!”

– ESP: “Büyük İnsanlık idealiyle yola çıkan birleşik mücadelede partimiz HDP yüzde 10’luk seçim barajını aşarak 80 milletvekiliyle tarihe yeni bir sayfa açtı” denildi… “Ezilenlerin ilk defa kendi kaderlerini tayin ettikleri bir seçimde bulunduklarını…”

– SYKP: “Uzun yıllardır mücadeleyle örülen HDP sürecinin, seçim başarısının bir kez daha “örgütlü halklar yenilmez” sözünü doğruladığı belirtildi.

– Avrupa Alevi Örgütleri: “Meclise can verdik”

 

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.