Örnek Resim

Anasayfa > EMEKÇİLERDEN > Yüzümüzü Direnen Devrimci İki Kadın Emekçiye Dönelim!

Yüzümüzü Direnen Devrimci İki Kadın Emekçiye Dönelim!
Son Güncellenme : 21 Haz 2015 15:17

– EMPERYALİZME VE FAŞİZME KARŞI OLMAK, BUGÜN DİRENEN DEVRİMCİ İKİ KADIN EMEKÇİNİN YANINDA YER ALMAKTIR!
– VATANI VE HALKINI SEVMEK; VATANI VE HALKINI SEVDİĞİ İÇİN CEZALANDIRILAN, DEVRİMCİ İKİ KADIN EMEKÇİNİN YANINDA YER ALMAKTIR!
– HATİCE VE NURİYE’NİN DİRENİŞİNİN YANINDA OLALIM!  HERKESİ DE KENDİMİZLE BİRLİKTE DAYANIŞMAYA DAHİL EDELİM!

Düşünün, Türkiye’de 2 milyon 600 bin çalışan memur, 1 milyon 900 bin de emekli memur var.
Bunları en az 3 kişilik bir aile olarak düşündüğümüzde 13.5 milyon kişilik bir tablo çıkar karşımıza.
İşte bu tabloda, milyonlarca kamu emekçisinin dağ olmuş sorunlarının altında… DİRENEN 2 EMEKÇİ…
BU İKİ EMEKÇİ SADECE KENDİLERİ İÇİN DEĞİL, TÜM EMEKÇİLER İÇİN DİRENİYORLAR!
2.6 milyon kamu emekçisinin  yüzde 9.44’ünü kadın memurlar oluşturuyor. Yani bugün direnen bu iki kadın devrimci, yaklaşık 250 bin kadın memurun onurunun, gururunun, haklarının temsilcisidir.
HATİCE YÜKSEL VE NURİYE GÜLMEN; BUGÜN TÜM KADIN EMEKÇİLER İÇİN, 250 BİN KADIN İÇİN DE DİRENİYOR!
2.6 milyon kişi bakanlıklara bağlı kurum ve kuruluşlarda istihdam ediliyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise öğretmenlerden dolayı en fazla personel çalıştıran bakanlık konumunda bulunuyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nda 912.603’ü kadrolu, 10.201’i sözleşmeli, 17.325’i sürekli, 15.500’ü geçici  olmak üzere 955 bin 629 memur bulunuyor.
İşte bugün sendikalı bu iki kadın devrimci öğretmen tüm öğretmenlerin hakları, özgürlükleri, adaleti için direniyor!
***
İşte Ayşegül Ersoy…
Geçtiğimiz yıl 13 Mayıs’ta yaşanan büyük  faciadan 4 gün sonra ilçeye gelen Çağdaş  Hukukçular Derneği (ÇHD), “polis engeli”ne takılır, hukukçularla polisler arasında çıkan  karmaşada, 12 yaşında bir çocuğun arada  kaldığını gören lise öğretmeni Ayşegül Ersoy çocuğunu kurtarmak ister. Polislere “o daha küçücük bir  çocuk” diye seslenen öğretmen amacına  ulaşır ama kendisini ÇHD’li avukatların tekme  tokat götürüldüğü gözaltı salonunda bulur.
Lise öğretmeni 52 yaşındaki Ayşegül Ersoy, bir  süre sonra serbest bırakılsa da bazı gözler  üzerindedir. Özellikle de Milli Eğitim  Müdürlüğü’nün… Nitekim kısa süre sonra söz konusu öğretmen hakkında “memura direnme  ve kamu malına zarar” iddiasıyla soruşturma başlatılır. Hakkında “Toplulukla hareket edip polise mukavemet ettiği” gerekçesiyle Devlet  Memurları Kanunu’nun 125/B-d maddesi  gereğince “kınama cezası” çıkar. Önceki gün de, Kırkağaç’ta bir ortaokula tayini çıkar.” (Durmuş Odabaşı/12.6.2015)
Bugün Ayşegül Ersoy için onun hakkı için de Hatice ve Nuriye öğretmen direniyor!
Bu yüzden yüzünüzü bu iki direnişe dönmeniz, yanında yer almanız aslında Ayşegül Ersoy gibi tüm öğretmenlerin hakkını savunmak, hakkının yanında yer almaktır!
İşte atanması yapılmayan on binlerce öğretmen bekliyor; açlıkla, intiharla, aşağılanmayla, idealleri yok edilerek….
İŞTE ON BİNLERCE ATANMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENİN HAKKI İÇİN DE HATİCE VE NURİYE ÖĞRETMEN DİRENİYOR!
YÜZÜNÜZÜ ONLARA DÖNÜN, ONLARIN YANINDA YER ALIN!
Düşün ki Danıştay kararıyla görevlerine son verilmesine ilişkin düzenlemenin yürütmesi durdurulmasına rağmen, hala geçen yıl “muhalif oldukları gerekçesiyle” görevden alınan 8 bin 403 okul yöneticisi görevlerine geri dönmüş değil..
Berkin Elvan’a adalet istediği için, Haziran Ayaklanması’nda yer aldığı için, Grup Yorum dinlediği ve konserine katıldığı için, AKP’nin yolsuzluklarını yazıp-çizdiği veya dile getirdiği için, pervasızca süren sömürüye direndikleri için, binlerce soruşturmaya mahkum edilen, gözaltına alınan, işlerinden atılan, sürülenler için bugün direniyor Hatice Yüksel ve Nuriye Gülmen…
Şimdi bize düşen görev Hatice Yüksel ve Nuriye Gülmen’in yanında olmaktır.


nuriye_gulmen-473Nuriye GÜLMEN

İki yıl üç ay boyunca Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştım. 14 Nisan’da çalıştığım kurumla ilişiğimin kesildiğine dair bir yazı teslim aldım.  İlişiğimin kesilme sebebi üç yıl içinde öğrenimimi tamamlamamam olarak gösterildi. Ben ÖYP (Öğretim Elemanı Yetiştirme Programı) kapsamında çalışmaktaydım.
Burada çalışmaya başlamamdan kısa bir süre sonra çeşitli baskı ve yıldırma politikalarına maruz kaldım. Angarya tabir edilen işleri yapmadığım için tecrit edildim. Gezi Ayaklanması boyunca düzenlenen eylemlere katıldığım için üç kez soruşturma geçirdim. Soruşturmalarımdan ilki görevden çıkarma istemiyle yürütüldü. Gerekçeler; hükümet aleyhinde slogan atmak, basın açıklamasına katılmak, yürüyüşe katılmak olarak gösterildi. Bu soruşturmam sonucunda kademe ilerlemesinin bir yıl süreyle durdurulması cezası aldım. İkinci soruşturmamı Berkin Elvan’ın polis tarafından katledilmesinden sonra yapılan yürüyüşten dolayı geçirdim. Bundan da kademe ilerlemesinin iki yıl süreyle durdurulması cezası aldım. Son olarak sendikam Eğitim-Sen’in ve bağlı olduğu konfederasyon KESK’in aldığı karar doğrultusunda, katıldığım iki günlük Kobanê grevlerinden dolayı aylıktan kesme cezası aldım. İlk soruşturmaya açtığım iptal davası sonuçlandı. İdare mahkemesi aldığım cezayı iptal etti.
İki yıla yakın zamandır sürekli soruşturma geçirmekte ve demokratik haklarımı kullandığım için Osmangazi Üniversitesi Rektörlüğü tarafından antidemokratik uygulamalarla cezalandırılmaktayım. Bunların dışında, Rektörlükle işbirliği halinde hareket eden Karşılaştırmalı Edebiyat Bölüm Başkanlığı’nın sözleşmemi yenilememe tehdidiyle karşı karşıya kaldım. Bana bildirilmeksizin hakkımda tutulan tutanaklar sözleşmemin yenilenmemesi için gerekçe yapıldı. İşe geliş gidiş saatlerim kontrol edilerek, okulda bulunmadığım saatlerde tutanaklar düzenlenmiş, yapmayı reddettiğim işler tutanak altına alınmış, girdiğim bir derste öğrencileri “terörist” sözcüğünü kullanmak konusunda özenli olmaları yönünde uyardığım için örgüt propagandası yaptığıma dair öğrencilerden ifadeler alınmış, raporlu olduğum tarihte Ali İsmail Korkmaz’ın Kayseri’deki duruşmasına gittiğim facebook sayfamda paylaştığım bir fotoğraf delil gösterilerek iddia edilmiş. Tutanaklardan haberdar olmamdan sonra başlatılan bir imza kampanyasıyla bu saldırı püskürtüldü ve sözleşmem yenilendi. Ancak tezimi teslim etmeme az zaman kalmıştı ve tezden geçirilmeyerek süremin dolması bahanesiyle okuldan atılacağım yönünde uyarılar almaya başladım.
Tezi yazdığım son dört aylık süreçte tez danışmanımla yaptığım görüşmeler, yazdığım bölümler, savunma jürim bizzat bölüm başkanı tarafından takip edildi, hatta jürimi kendisinin belirleyeceği anlaşıldı. Danışmanımın süre konusunda ve tezim konusundaki olumlu görüşleri birdenbire değişti ve bana vaad ettiği hiçbir şeyi yapmadı. Aramızda geçen tartışmadan sonra bana hakaret etti, benimle görüşmeyi kesti. Tezimi mezun olmam gereken süreden on beş gün önce bütünüyle danışmanıma teslim ettim. Herkes için bir haftada tamamlanan prosedürler benim için elbette uygulanmadı, danışmanım tezi okumayı vaad ettiği sürede okumadı, kurula göndermedi ve süremin dolduğu iddia edildi.
Bundan kısa bir süre sonra öğrenciliğimin de sonlandırıldığı bildirildi. Sadece tez savunmam kalmış durumdayken öğrencilikten de atılmış oldum. Öğrenciliğimin bitirilmesine gerekçe olarak ÖYP yönetmeliğinde yapılan bir değişiklik gösteriliyor. Birkaç ay önce yapılan değişiklikte ÖYP araştırma görevlilerinin işle ilişikleri kesildiği takdirde, öğrenciliklerinin de bitirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Ancak benim kadroya yerleştiğim tarihte öğrenciliğin bitmesi söz konusu olmadığı için kazanılmış hakkım gasp edilmiş durumda. Buna yönelik Eğitim-Sen’in hem yönetmelikteki bu değişikliğin hukuksuz ve antidemokratik bir uygulama olmasından dolayı iptaline, hem de kazanılmış hakkın iadesine yönelik açtığı genel bir dava var, öğrenciliğime devam edebilmem için bu davanın sonuçlanmasını beklemek durumundayım. Bu süreçte geçimimi sağlamak için TÜBİTAK bursuna başvurmuş ve kazanmıştım ancak öğrenciliğim sonlandırıldığı için kazandığım bursu da alamıyorum.
Asıl önemli nokta şu ki, öğrenim süremin dolduğu iddiası da doğru değil. Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde yüksek lisans öğrenimime başlamamdan üç ay sonra siyasi bir davadan tutuklandım ve 109 gün hapishanede kaldım. Hapishaneden çıktıktan sonra Osmangazi Üniversitesi’nde öğrenimime devam etmem için bir dönem daha geçmesi gerekti. Toplamda iki dönemlik bir kaybım oldu. Yargılandığım bu davadan beraat etmiştim. Tez savunmamın öngördüğüm sürede yaptırılmayacağını anladığımda, tutuklu kaldığım sürenin öğrenim süreme eklenmesi talebinde bulundum ancak rektörlük bu talebimi de kabul etmedi. Haksız yere hapishanede tutuldum, bu sadece öğrenim hayatımı etkileyen bir şey olmadı, aile yaşantım, sosyal hayatım bütünüyle bu süreçten etkilendi.
Sonuç olarak iki kez soruşturma yoluyla, bir kez de sözleşmemin yenilenmemesi tehdidiyle bir buçuk yıl içinde üç kez işten atılmam gündeme geldi. Savunmalarımda da dile getirdim, bu süreçler akademik hayatımı son derece olumsuz etkiledi, çalışma motivasyonumu düşürdü.  Sonuç olarak tezimi, her an işten atılma stresi ve arkamdan gizlice iş çeviren bir çeteye rağmen yazdım.
Sonuç olarak, işime son verildi. ÖYP’li olduğum için görevlendirildiğim üniversiteye gelirken geri döneceğimi taahhüt etmek için senet imzalamıştım. Şimdi devlet, işimden atıldığım için benden aldığım bütün maaşları yüzde elli fazlası ve faiziyle geri istiyor. Bu 100 bin lira civarında bir meblağ ediyor.
Son olarak, katıldığım hiçbir eylemden, yaptığım hiçbir fiilden pişmanlık duymadığımı belirtmek istiyorum. Bana katıldığım üç eylemden soruşturma açıldı, oysa bunlar gibi onlarca eyleme katıldım, katılmaya devam ediyorum. Görevim olmayan işleri yapmadım, yine olsa yapmayacağımdan emin olabilirsiniz. Devrimci kimliğimden dolayı işten atıldım. Şimdi devrimciliğin verdiği güçle ve haklılık bilinciyle direniyorum. İlişiğimin kesilmesi işlemine iptal davası açıyorum. Bunun yanında fiili olarak hakkımı arayacağım ve işime iade edilene kadar mücadele edeceğim.
Kimseden hakkım olmayan bir şeyi istemiyorum; istediğim tek şey var: Adalet. Adaletsiz bırakılmış tüm Türkiye halklarını, devrimci, de-    mokrat, ilerici tüm kesimleri adalet mücadeleme destek vermeye çağırıyorum.
İçten sevgi ve saygılarımla


İşime Dönene Kadar Her Yolu Deneyeceğim!
Süresiz Açlık Greviyle Zafere Kadar Direneceğim!

Basın açıklamasına katıldığı için açığa alınan Hatice Yüksel, işe geri dönmek için verdiği mücadeleyi “Süresiz Açlık Grevi’ne” dönüştürdü. Hatice Yüksel 15 Haziran’da yaptığı açıklamada şunlara değindi: “Basın açıklamasına katıldığım için hakkımda yürütülen soruşturmanın güvenliği bahane edilerek açığa alınmamın üzerinden 70 gün geçti. Sözde güvenliği bu denli önemsenen bu soruşturma, tamamlanmak bir yana ifade aşamasının ötesine dahi geçirilmemiştir. Halk düşmanı kimliğiyle tüm Türkiye’nin çok iyi tanıdığı Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna, İç Güvenlik Yasası’ndan aldığı yetkileri kullanmakta hiç vakit kaybetmemiş, 8 Nisan günü beni görevimden uzaklaştırarak AKP’nin baskı ve sindirme politikalarını uygulamaya devam etmiştir. Vali Güngör Azim Tuna’nın amacı son derece açıktır. Bana ve benim öznelimde tüm demokratik hak kullanımına karşı bir gözdağı verilmek istenmektedir. Eskişehir Milli Eğitim Müdürlüğü de soruşturmayı ağırdan alarak bu politikaya destek vermektedir. Hak ve adalet mücadelesini engellemek adına son derece organize ve hızlı çalışanlar, bir ifade almak için bile 2 ay beklemişlerdir. Bu soruşturma uzatılarak, baskı ve korkuyu büyütmek amaçlanmaktadır. İfademin alınması esnasında bana sürekli, bir öğretmenin bu tarz eylemlere katılmasının sakıncalı olduğu dayatılmıştır. Üstelik açığa alınmamdan sonra düzenlediğim imza kampanyası karşıma bir suç olarak getirilmiştir. Yasal olarak bunun önünde bir engel olmamasına rağmen bu algının yaratılmaya çalışılması, soruşturmanın değil, baskı ve sindirme politikalarının güvenliği için tehlike oluşturmaktadır. İfademi alan müfettişler beni Milli Eğitim Bakanlığı’nı yıpratmakla itham ediyorlar. Hepimiz şunun farkındayız ki; görevi eğitim öğretimin sürdürülmesi ve düzenlenmesi olan bakanlık, öğretmenlerini sırf iktidarla aynı fikirde olmadıkları, demokratik, meşru haklarını kullandıkları için uzaklaştırarak aslında çoktan yıprandığını açıkça göstermektedir. Tüm bu dayatmalara, baskılara karşı bir kez daha yineliyorum. Basın açıklamasına katılmak suç değildir. Dolayısıyla soruşturulacak bir şey de yok. Demokratik haklarımı kullandığım için işimden, öğrencilerimden uzaklaştırıldım. Bu keyfiyetin bir an önce son bulmasını istiyorum. Uğradığım haksızlık karşısında 20 gündür çadırda sürdürdüğüm direnişimi bugün bir üst boyuta taşıyarak süresiz açlık grevine çeviriyorum. İşime ve öğrencilerime dönene kadar mücadeleme devam edeceğim. Bu haksız muameleye karşı tüm halkımızı mücadeleme destek vermeye çağırıyorum.” dedi.
Liseli Dev-Genç’liler İşten Atılan Öğretmenlere Dayanışma Ziyareti Yaptı!
Osmangazi Üniversitesi araştırma görevlisi olan Hatice Yüksel’in çadırı 16. gününde ziyaret edildi. 15 Haziran’da dayanışma ziyareti yapan Liseli Dev-Genç’liler, çadır hakkında bilgi aldı. Liseli Dev-Genç’liler öğretmenlerin yaptığı direnişin onurlu bir direniş olduğunu ve her zaman yanlarında olacaklarını dile getirdiler. Liseliler bulundukları süre içerisinde çadır direnişi ile ilgili bildirileri dağıttı. Direnen öğretmenler ise direnişlerini bir üst boyuta çıkaracaklarını ve çadır direnişini 16 Haziran’da “Süresiz Açlık Grevi’ne” dönüştüreceklerini anlattılar. Liseliler başarı dileklerinden sonra oradan ayrıldılar.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.