Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Anadolu Cephesi

Anadolu Cephesi
Son Güncellenme : 05 Tem 2015 10:52

Kurumlarımızı Savunmanın Yolu da Kitle Çalışmasıdır!

Faşizmle yönetilen ülkemizde; açlık, işsizlik, yoksulluk, halka karşı baskı, zulüm, adaletsizlik, katliam, infaz, işçi katliamları, işkence, yalan, provokasyon, linç, şafak baskınları vb. neredeyse her gün karşılaştığımız saldırılardır.

Madem ki faşizm; tekelci burjuvazinin en gerici, en şovenist, en katliamcı ve kan dökücü diktatörlüğüdür, o halde hangi iktidar olursa olsun halkın ve devrimcilerin payına düşen aynı olacaktır. Peki, düzen doğasına uygun davranırken bizler ne yapacağız? Anadolu’da dernek, kültür merkezi, kütüphane ve diğer kurumlarımızı nasıl savunacağız? Baskın anında neler yapacağız?

Günün hangi saatinde olursa olsun kapıları açmayacağız. Elinde silahla veya polis-asker kimliğiyle kurumlarımıza girmeleri hukuki değildir. Öncelikle kapı ve pencerelerin önlerine dolap, masa, koltuk gibi ağır şeyleri dayayıp içeri girmelerini mümkün olduğunca engelleyeceğiz.

Bu arada ulaşabildiğimiz avukatları veya demokratik kitle örgütlerini arayıp haber vereceğiz. Eğer mümkünse internet aracılığıyla yaşananları duyuracağız.

Baskın süresince, tek kişi bile olsak, sürekli sloganlar atıp polisi teşhir edeceğiz. Unutmayacağız ki, gayrı meşru olan onlardır. Çeşit çeşit silahı, zırhlı araçları, kar maskeleriyle kapımıza dayananların Berkin’in, Uğur’un ve binlerce çocuğumuzun katili olduğunu anlatacağız.

Sınıflar savaşını egemenler başlattı. İlk kurşunu onlar sıktı, ilk kanı onlar döktü… Bu nedenle tarihsel ve siyasal olarak haklı olan biziz, haklı olan bağımsız ve demokratik bir ülke mücadelemizdir. Ve gelecek çürüyen ve yozlaşan düzenin değil bizimdir, gelecek sosyalizmindir…

Gücümüzü haklılığımızdan, şehitlerimizden ve geçmiş deneyimlerimizden alacağız. Coşku ve moralimiz sayesinde, kapımıza dayananları pişman edeceğiz. Gözaltı ve tutsaklık sürecinde de, şehitlerimize, yoldaşlarımıza, halkımıza verdiğimiz sözler gücümüz olacak…

Her Cepheli, baskı varsa direneceğim, düşman varsa savaşacağım refleksiyle hareket eder. Direniş sarsıcıdır, direniş birleştiricidir. Bizim direngenliğimiz, halkımızın sahiplenmesini getirecektir. Eylemlerimize gelmeyen, hatta selam vermekten bile korkan insanların böyle durumlarda polisle militanca çatıştığını çokça görmüşüzdür. Cüretimiz insanları cesaretlendirecektir…

Peki, sahiplenilmek için cüretli olmak ve direnmek yeterli midir?

Hayır!

Her an halkın içinde, sokakta, eylemlerde, etkinliklerde insanlar bizi görmelidir. Halk; düğünde, cenazede, hastanede, grevlerde, okullarda, yoksul mahallelerde, karda, ayazda, evinde, iş yerinde baktığı her yerde bizi görmelidir. Anadolu’da, herkesin birbirini tanıdığı yerlerde bunu daha rahat yapabiliriz. Kimin neye ihtiyacı olduğunu tespit etmek, olanak yaratmak, dayanışmayı örgütlemek küçük şehirlerde çok daha kolaydır. Yeter ki iğneyle kuyu kazar gibi, bıkmadan yorulmadan halkın içinde olalım…

Birkaç eyleme-faaliyete çağırdık gelmedi, kaç kez dergi vermek istedik almadı diyelim. “Ne yapıyoruz böyle durumlarda?” belirleyici olan budur. Pes mi ediyoruz, moralimiz mi bozuluyor, halka mı kızıyoruz yoksa ısrarla gitmeye devam mı ediyoruz? Halkımızın 24 saat ideolojik bombardımana tutulduğunu, yoksulluk-yozlaşma kıskacı altında olduğunu, türlü baskılarla korkutulup sindirildiğini, emeğine, kendine ve sınıfına yabancılaştırıldığını aklımızdan çıkarmayacağız. Ancak o zaman zorluklardan yılmaz, evden eve, kişiden kişiye kitle çalışması yapabiliriz.

Hepimizin devrimciliğe başlama nedenleri farklıdır; ama değişmeyen vatan ve halk sevgimizdir. Uğruna her bedeli ödemeye hazır olduğumuzu söylediğimiz halkımıza gitmekten vazgeçmek, devrimcilik tercihimizi sorgulanır hale getirmektir. Vazgeçmeyeceğiz. Halkımız, verilen emeği hiçbir zaman karşılıksız bırakmamıştır. Mesele sabır ve emektir…

Sonuç olarak;

Baskın ve operasyonlara karşı, iktidarın ilk hedefi olan demokratik kurumlarımızı savunacağız. Evlerimize, kurumlarımıza, istedikleri gibi giremeyeceklerini göstereceğiz. Bulunduğumuz her yeri direniş mevzisine çevireceğiz.

Gücümüzün kaynağı haklılığımız ve halkımızdır. Halkımızın desteğini almak, bitmek bilmeyen bir enerjiyle kitle çalışması yapmakla mümkündür.

“Kitle çalışmasının biçimi olarak belirttiğimiz “evden eve, kişiden kişiye, kulaktan kulağa” çalışma, hayatın her alanını kucaklayarak genişler. “Evden eve, kişiden kişiye, kulaktan kulağa…” dolaşırken, çaresizleri, güçsüzleri keşfeder, onlara çare olur, güç veririz; dolaşırken, halkın öfkesini, hoşnutsuzluğunu açığa çıkarır, onların öfkesini mücadelemize katarak devam ederiz. Onlardan öğrenir, onlara bilinç taşırız, güçlendiririz, güçleniriz. Genişleriz, devrimci hareketin dayanışmasını, sarıp sarmalamasını onlara sunarız, onların imkanlarını toplayıp hareketi güçlendiririz… Bu böyle devam eder gider. Yeter ki “Evden eve, kişiden kişiye, kulaktan kulağa…” durmadan ve durmadan dolaşalım.”

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.