Örnek Resim

Anasayfa > DÜNYADAN > Avrupa’daki Biz

Avrupa’daki Biz
Son Güncellenme : 05 Tem 2015 20:12

VATANINI KENDİ KADERİNE TERK EDENLER VATANSEVER OLAMAZ!
Yaz Tatilinde Vatanımıza Gidelim -4-
Yazımıza vatan sevgisi ile devam ediyoruz. Kiminize sıkça duyduğunuz için tekrar gelebilir ya da kimileriniz soyut bulabilir. Ya da vatan da ne, burada doğduk, büyüdük, yaşıyoruz işte diyebilir…
Vatan sözlük anlamı ile; bir kimsenin doğup büyüdüğü; bir milletin hakim olarak üzerinde yaşadığı, barındığı, gerekirse uğrunda canını vereceği toprak bütününe denilmektedir. Başka bir tanımıyla vatan, bir ulusun bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı yeryüzü parçası ve onun havası ile karasularına denir.
Vatan yalnızca toprak parçası değil, çok daha geniş bir kavram. Bizim gibi çeşitli nedenlerle göç etmek zorunda kalanlarımız için sadece doğup büyüdüğümüz yer değildir vatan. Nesiller boyunca üzerinde yaşadığımız, dedelerimizin mezarlarının olduğu, dili-kültürü-yaşayışı-inancı-iklimi-geleceğe dair umuduyla kendimizi ait ve güvende hissettiğimiz yerdir vatan.
Peki hiç gitmemiş ya da bir daha gidemeyecek olanlar da vatanını sevebilir, özleyebilir mi? Bu soruya vereceğimiz cevap hiç kuşkusuz evet olmalıdır.
Dergimizde çok sık vurgulanan bir gerçek var; her şeyin mutlaka sınıfsal olduğu ve maddi bir somutluğa dayandığı. Demek ki vatan sevgisi konusu da sınıfsal ve somut olmalı kafamızda. Yani egemenler, halkını ezenler ya da ülkemizdeki gibi vatanı parsel parsel satanlar, Amerikan üsleriyle doldurup, ABD ve Avrupa emperyalistlerinin çıkarları doğrultusunda yasalar çıkarıp uygulayanlar vatanını sevemez. Vatanını ancak halktan insanlar, emekçiler sevebilir. Sevmek nedir? Öncelikle tanımaktır.
Kimimizin ailesi 4 kuşaktır Avrupa’da, belki köyünde memleketinde gidebileceği akrabası bile kalmamış. Belki kimimiz ilticacı ailenin çocuğu olduğumuzdan hiç gitmedik, bilmiyoruz. Belki doğru düzgün Türkçe konuşamadığımızdan anlaşamıyor, gitmek istemiyoruz. Belki kısacık tatil süremizde tuvalete, sinek böceğe, yemeklere hiç alışamayacakmışız gibi geliyor. Öncelikle bu önyargılardan kurtularak başlayalım işe.
Okullar kapandı ve tatildeyiz. Belki tatil yerlerine, otele gideceğiz, belki köyümüze. Ama giderken kafamızda şu düşünce olsun; ülkemi ve insanımı tanıyacağım. Olumsuz örneklerle karşılaşsak bile somut koşullar içinde değerlendirelim gördüklerimizi, yaşadıklarımızı. Ülkemizin en yalın gerçeğidir yoksulluk. Yoksulluğun olduğu her yerde yozlaşmanın da barındığını unutmayalım. Bu gerçek bir yana, halkımızın olumlu özelliklerini, vatanımızın güzelliklerini, zenginliklerini görmeye çalışalım.
Gittiğimiz her yerde, karşılaştığımız her insana sorular soralım. Nasıl yaşayıp, nasıl düşünüyor insanlarımız öğrenelim. Mesela yolda birine adres soralım, ya da bir kapıyı çalıp su isteyelim, ya da gittiğimiz esnafta bozuk paramız çıkmadığında ne diyeceğini aklımızda tutalım. Yaşadığımız ülkede, 1 cent bile eksikse marketten alışveriş yapamayız değil mi?
Ülkede insanlar birbirinin evine çatkapı gider, ev sahibi bu durumu yadırgamaz örneğin. Sabah erkenden kalkmak zorunda olduğu için misafirler bir an evvel gitsin diye gözü saatte değildir, geç saatlere kadar sohbet edilir. Sabah şiş gözlerle, lanet okuyarak gitmez işe, şen şakraktır insanımız. Yatılı bir misafir geldiğinde, yer yok ki nasıl yapsak acaba demez, ya da çocukların odasını vermek zorunda kaldığı için surat asmaz.
Özellikle Anadolu’da kapı önü oturmaları, birlikte yeme-içme, paylaşım, komşuluk, yardımseverlik, misafirperverlik, dayanışma, imece usulü çalışma, düğün-cenaze gibi özel günlerde insanların birbirini yalnız bırakmaması vb. çok daha yaygındır. Daha bir çok şeyle karşılaşacağız gittiğimizde. Vatanımızın doğal güzellikleri bir yana, halkımızın güzelliklerini de görmeliyiz. Yoksul, yetersiz beslenmeden genç yaşta kamburu çıkmış, dişleri dökülmüş, göz altları kırışmış; ama gülerek bakan o sevgi dolu gözleri de kazıyalım aklımıza.
Gençlerimiz yaşıtlarını gözlemeli, belki ortak bir dil konuşamıyor, aynı şeylere gülmüyoruz bile. Bu farklılığın neden kaynaklandığını düşünelim. Mutlaka ortak noktalarımız çıkacaktır. İlkin zorlansak da kısa sürede alıştığımızı göreceğiz. Çünkü biz oraya aitiz, onlardan biriyiz.
Anadolu’ya, köyümüze gidemiyorsak da İstanbul’a düşerelim yolumuzu. Yoksul mahallelere, devrimcilerin olduğu mahallelere gidelim. Okmeydanı, Gazi, Bağcılar, Küçükarmutlu, Gülsuyu, Çayan… Kurumlara gidelim, bizi misafir etmelerini isteyelim. Nereye gidersek gidelim mutlaka mezarlara gidelim. Dayı’mızın, Berkin’in, Hasan Ferit’in, Hasan Selim’in, Elif, Şafak, Bahtiyar’ın mezarlarını ziyaret edelim. Gittiğimiz yerlerde şehit mezarı var mı diye soralım, karanfilimizi alıp yanlarına koşalım. Onlara vefa borcumuz olduğunu unutmayalım. Bunca bencillik ve çıkar dünyasında kendini bizler için, bağımsız, demokratik ve sosyalist bir ülke için kendini feda edenlerin yanında kendimizi ne kadar iyi hissettiğimizi göreceğiz. Bu gidişimizin, önceki tatillerimizden büyük bir farkı olsun. Vatanımızı ve bir parçası olduğumuz halkı daha yakından tanıyalım. Çünkü sevmek, tanımakla başlayacak. Hatta kaldığımız süre içinde karşılaştığımız olayları not alalım, döndüğümüzde tekrar okuyup, arkadaşlarımızla paylaşalım. Ne kadar güzel günler geçirdiğimizi tekrar hatırlayalım. Değerli arkadaşlar, şimdiden hepinize iyi tatiller diliyoruz.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Arşiv
Yürüyüş Dergisi İnternet Sayfasına Hoşgeldiniz.
Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.